6 Eylül 2015 Pazar

Kerem Akça Venedik'te Gösterilen 'Equals'ı Yazdı

Dördüncü filmi “Like Crazy” (2011) ile Sundance’den büyük ödülle dönen Drake Doremus, ekibini değiştirmeden inandığı yolda ilerliyor. Ortada net bir başarı yok. Ama aynı görüntü yönetmeni, kurgucu ve besteci ile birliktelik komedi filmlerinden kopuşu sağlamlaştırıyor. “Equals”, The Collective adlı bir gelecek portresinde geçiyor. İnsanlar yeni bir ırk çıkarma hevesindeki ‘equals’ (eşitler) kavramıyla anılıyorlar. Duyguların yok edildiği, fiziksel ilişkinin yasaklandığı totaliter rejimin yol açtıkları korkutucu.

SOFIA COPPOLA ‘KÖTÜ KAN’I ÇEKMİŞ GİBİ

Sinema tarihinde bilimkurgu ile romansı iç içe geçiren yönetmenler var. Resnais’den Jonze’a uzanan bir listeden bahsedebiliriz. Yönetmen burada aslında Sofia Coppola etkili bir filme imza atıyor. Teleobjektifler, normalden fazla bırakılan kafa boşlukları, el-omuz kamerası, elektronik müzik, sıçramalı kurgu, dar alana sıkışan genel planlar ve beyaz-mavi arası renk tonu ‘yabancılaşma’ya alan açıyor.

Aşkın yasaklandığı bir dünya söz konusu. Ancak bunun ‘mahpus’ hayatı yaşattığı muhakkak. “Equals”, özündeki fikirle Leos Carax’ın “Kötü Kan”ından (“Mouvais Sang”, 196) beslenen bir iş. Ama distopya tanımı oradaki kadar özgün ve yapıbozucu değil. Film, sanki “Gattaca” (1997), “Kod 46” (“Code 46”, 2003) gibi klonlama filmlerinin dar alana sıkışmış versiyonu… “Ay”ın (“Moon”, 2009) senaristi Nathan Parker bu kez uzaydan uzak…

MELANKOLİK BİR İLK FİLM HAVASINDA

Stewart-Hoult birlikteliği basit bir genç yetişkin bilimkurgusunun çok ötesi… Kopyalanma, yeniden yaratılma, klonlanma gibi kavramlar mercek altına alınıyor. Ama 1.85:1’de alanı iyi kullanan, şarkılarla doyurup özenli açılarla anlamlanan bir iş var. “Equals”, “Gattaca” (1997) ile “Kötü Kan”ı birleştirirken “Outland”in (1981) mekan kullanımından güç alıyor gibi.

Bu haliyle melankolik bir ilk film hali mevcut… Distopik bir dünyada akan klonlama filmi, bir de ad takıyor işlemlerine. Dustin O’Halloran ile Sacha Ring’in elektronik müzikleri seyir sürecine çok şey katıyor. Ama bir “Aşk” (“Her”, 2013), bir “Yeryüzündeki Son Aşk” (“Perfect Sense”, 2011) çıkmıyor. Doremus, zaman zaman el-omuz kamerasını Cassavetes’e kaydırıp aslında meseleyi sıradanlaştırıyor. Bu durum burada “Like Crazy”ye göre azalsa da yine de hissediliyor.

Kerem Akça | Habertürk

3 yorum:

  1. Lütfen Perfect Sense çıkmasın zaten. Evan Mcgregor'a rağmen sevemedim :(

    YanıtlaSil
  2. Oyunculuklar hakkında eleştirileri nasıl Kristen'ın?Bu adamın yazdığını pek anlamadım:) Film nasılmış ta olarak?

    YanıtlaSil