24 Temmuz 2015 Cuma

Indiewire Röportajı (Nisan 2015)

Hem 'Yolda' hem de 'Clouds of Sils Maria'yla Cannes'a gittin ve sonuncusuyla César ödülünü kazandın. Neler hissediyorsun? Beklediğin bir şey olmasa gerek bu?

Kristen Stewart: Evet. O Fransızcıklar [gülüyor] kendilerinden olmayanları ödüllendirmekten hoşlanmıyorlar. Bu yüzden cidden şok oldum. Juliette bile bana "Hey, aday olman bile gerçekten güzel bir olay. Aslına bakarsan seni aday göstermeleri bile çılgınca," diyordu. Açıkçası o benden daha çok şaşırdı. Ödül töreninde adımı anons ettiklerinde kulağımın dibinde öyle bir çığlık attı ki ne olduğunu anlamadım bile. Adımın anons edildiğini dahi duymadım. Bir an, "Ne, ne oldu?" dedim ve o da "Kazandın! Kazandın!" dedi. O kadar çok şaşırmıştı ki. Ben de tepkimi onun haline bakarak ayarladım diyebilirim. Kendime kendime "Vay canına, eğer Juliette bile buna bu kadar şaşırıyorsa bu olay gerçekten büyük bir şey olmalı," dedim.

Ödülü hak ettin. Bu tam da benim sevdiğim tarzda bir film. Ancak önceki film tercihlerine de saygı duyuyorum. Senin belli bir çalışma yöntemin var, bir şeylerin arayışında gibisin ve aradığın şey rahatlık değil sanki.

Kristen: Aradığım şeyi bulmak biraz zor bir iş. Ara bir yol bulabiliyorsunuz bazen... Kendilerine ait, ilginç hikayeleriyle öne çıkan karakterleri bulup oynayacak kadar şanslıydım. Çok fazla okuyorum, çok yüzeysel olan ve daha önce aynılarını defalarca gördüğümüz çok fazla senaryo elime geçti fakat son zamanlarda gerçekten inanılmaz derecede yetenekli olan insanlar, beni arayıp, beraber film yapmak istediklerini söylediler. İşte önemli olan bu tarz hikayeler bulabilmek ve kendimi bu fırsatları yakaladığım için şanslı hissediyorum.

Yani başka bir deyişle elinde büyük bir senaryo yığını var; sen bunların hepsini zor da olsa okuyorsun, pek çoğu çöplükten ibaret fakat rol aldığın projeler sana bir şekilde bunların arasından sıyrılmış en parlak işler gibi geldi. Sana gönderilen senaryolarda genellikle sorun ne?

Kristen: Genel olarak modası geçmiş, sıkıcı ve kitleler tarafından fazlaca izlenen filmlerdeki kadınlar nasıl aktarıldıysa aynı şekilde, o fikirlere sadık kalan hikayeler. Pek çok bağımsız filmde rol aldım, son zamanlarda yaptığım küçük işler bile kadınları anlatan ilginç hikayelerden oluşuyor.

Takdire şayan bazı projelerde rol alacaksın. Sanki üzerine bir olgunluk çökmüş gibi hissediyorum. 'Alacakaranlık' serisinin ve bu projenin sana sağladığı özgürlüğün kıymetini biliyorsun; sektördeki deyişle "sus payı" [röportajı yapan kişi 'Alacakaranlık'a gönder yapıyor] ve böylece de "Ben bir Kelly Reichardt filming rol alacağım," diyebiliyorsun. Geçen yıl içinde çalıştığın tüm yönetmenlerden neler öğrendiğine dair bir şeyler söyleyebilir misin?

Kristen: Çok genç yaşta büyük bir şans yakaladım. İnandığım şeyleri paylaşan kişilerle birlikte çalışma fırsatım oldu. Beni dürtükleyip 'İşte bu yüzden film yapmalısın' dedirten her projede yer aldım. Bana bunu dedirten her zaman için bir yönetmen olmuştur; yaptığı her projeye kendi onurunu katan biri. Böyle bir şeye saygısızlık edemez veya görmezden gelemezsiniz. Bu yüzden de söz konusu projeye siz de her şeyinizi katmalısınız.


David Fincher da 'Panik Odası'yla bu kategoriye giriyor mu?

Kristen: Evet, kesinlikle. O benim ilk filmimdi, her şey orada başladı.

Jon Favreau da 'Zathura'yla aynı şekilde bu kategoriye dahil oluyor değil mi? Ben seni bu iki filmle keşfetmiştim.

Kristen: Evet, o da dahil. Her ikisi de çok genç yaşta birlikte çalışma şansı yakaladığım harika yönetmenler. Şu anda bulunduğum noktaya gelene kadar attığım her adım beni şekillendirerek bu hale getirdi. Yani elbette pek çok şey şansım sayesinde de gerçekleşti, şimdiye kadar fazlasıyla örnek teşkil eden kişilerle çalıştım. Ancak artık kendimi buldum; yaptığım işlerin bana ne kattığını ve bu işleri neden yaptığıma dair daha net bir fikrim var. Bu sayede de benimle bu işe aynı bakış açısından yaklaşan insanlarla bir araya gelmek veya tam tersine benimle aynı bakış açısını paylaşmayan insanlardan uzak durmak daha kolay bir hale geldi.

Olivier Assayas için ne dersin? O bu işe ne katıyor?

Kristen: Dürüst olmak gerekirse o insanları rahat bırakıyor. [Sils Maria'da] Yaptığı en büyük şey, ortaya çıkardığı senaryo ve sonra da bizi kadroya dahil etmesi gibi hissettim. Resmen senaryonun içinde yaşamamıza izin verdi.

Juliette Binoche'la birlikte gün gün bu senaryoyu çözme süreciniz nasıldı?

Kristen: Çekimlere devam etmemiz için gerekli olan her soru, bizim için cevabı oldukça önemli olan her soru cevapsız kalıyordu ve bu çok sinir bozucuydu. Bazen çekimler bitip de eve gittiğimizde "Bilmiyorum. Bu sahneden hiç emin değilim. Bununla ilgili ne hissettiğimi bile bilmiyorum. Bu ne demek oluyor onu bile bilmiyorum," dediğim çok oldu. Fakat şimdi dönüp baktığımda "Aman Tanrım. Sen kesinlikle inanılmaz manipülatif, hoşgörülü, bilgili, usta bir dahisin. Bizi nasıl öyle bir pozisyona soktun?" diyorum Olivier'a. Filmi çekerken yazdığı senaryonun karmaşıklığını cidden fark etmediğini düşünüyordum fakat şimdi kesinlikle bunun farkında olduğunu anlıyorum. Bugüne kadar ona hiç "bu film ne hakkında" diye sormadım bile.

Çekimleri birkaç kamerayla birlikte mi gerçekleştiriyor?

Kristen: Hayır, sadece iki kameraydı. Bazen bir kamera, bazen de iki kamera kullanıyordu. Çok fazla sahne çekiyordu ama. Çok azimliydi, cidden.

Fransız bir yönetmenle film çektin ve sonucunda fazlasıyla Avrupai bir film ortaya çıktı. Bu tarz filmler ilerisi için sana çekici geliyor mu?

Kristen: Evet. Evet, kesinlikle.

Ve Woody Allen konusuna gelelim. Bir Woody Allen filminde rol almak uzun zamandır istediğin bir şey miydi? Canlandıracağın karakter hakkında bir şeyle söyleyebilir misin?

Kristen: Elbette, neden olmasın? Açıkçası dürüst olmak gerekirse film hakkında ne kadar konuşabilirim bilemiyorum. Senaryoyu bana biri aracılığıyla yolladılar ve senaryoyu okuduğum süre boyunca o kişi evimin önünde bekledi. Okumayı bitirdikten sonra dışarı çıkıp senaryoyu o kişiye geri verdim. Rol için gittiğim seçmelerde canlandırdığım sahnelerin tam olarak ne içerdiğini doğru düzgün bilmiyorum bile. Kendisiyle [Woody Allen] sadece bir kez konuştum.

Film çekerken [Assayas gibi] o da işi sana bırakıyor. Bu durum 'Blue Jasmine'de rol alan Cate Blanchett için biraz ürkütücü olmuş. Ama nihayetinde ona yararı dokundu.

Kristen: Görünüşe göre öyle. Onun [Woody Allen] için çok Fransızvari bir şey bu. Evet kesinlikle yararı dokundu [gülüyor].

Yakın zamanda 'Adventureland'den arkadaşın Jesse Eisenberg'le Nima Nourizadeh'in 'American Ultra' filminin çekimlerini bitirdiniz, değil mi? (Bu arada 'Adventureland'in tüm kastı muhteşemdi: Bill Hader, Kristen Wiig ve Ryan Reynolds gibi)

Kristen: Harikaydı. Evet çekimleri bitirdik. Fazlasıyla ticari bir iş, son zamanlarda çektiğim filmlere oranla oldukça farklı yani. Ki bu da komik bir şey çünkü son zamanlarda çektiğim filmler de aynı zamanda benim için farklı bir olay. Aşırı şiddet içerikli, ciddi manada komik bir aşk hikayesi. Filmin asıl yıldızı Jesse, o kadar mükemmeldi ki bu filmin harika olmaması için hiçbir neden yok.

Kelly Reichardt'la da çalışma şansı yakaladın, çekimler nasıldı? Kendisi çok zeki bir kadın.

Kristen: Ah, dostum, o bir dahi! Onunla daha çok vakit geçirebilmeyi dilerdim.

Sana strüktüralistler üzerinde ders verirdi kesin. Filmde nasıl bir karakteri canlandırdın?

Kristen: Çok kesin bir yönetmen. Doğru yolu sen bul, diyen değil de aradığı şeyi her zaman bilen bir yönetmen. Film genel olarak kendi benliklerini çözdüklerine inanan hırslı karakterleri ve bu karakterlerin sahip olamadıkları şeylere duydukları büyük arzuyu anlatıyor.

Kulağa tam da bir Kelly Reichardt işi gibi geliyor.

Kristen: Evet, değil mi? Çekimler sırasında Montana'daki küçük bir bara gittim ve biz çekim yaparken orada öylece bilardo oynayan birkaç kasaba sakini vardı. Bize gelip "Bu film ne hakkında? Burada ne yapıyorsunuz? Burada olduğunuza göre bize filminizin neyle ilgili olduğunu söylemelisiniz," dediler ve tek bir cümlede onlara filmin ne hakkında olduğunu açıklamayadım. Bu filmin en çok da bu yanını seviyorum işte. Şöyle bir durup "Şey..." dedim ve ardından az önce size söylediğim şeyi söyledim. [Kelly'nin] Nasıl bir tarzı olduğu işte buradan da gayet iyi anlaşılıyor.

Ve bir de 'Equals' var.

Kristen: İzleyebildiğim kadarıyla oldukça iyi bir film oldu. Drake'in [Doremus] düşünce tarzı fazlasıyla Avrupai.

Kamerayı fazlasıyla uzaktan kullanıyor, değil mi?

Kristen: Uzun lenslerle çalışıyor, lens gözünüzün önünde de olsa kamera fazlasıyla arkada kalıyor. Sadece yüze odaklanıp geride kalan her şey bulanık oluyor. Birlikte çalışacağım Amerikalı yönetmenlerde aradığım kriter, Avrupa ve Fransa'da standartlaşmış durumda: oralarda insanlar şöhret ve zenginlik yerine, her şeyi riske ederek korkusuzca ve büyük bir inançla işlerini yapıyorlar. [Amerika'da] da bu bakış açısına sahip Amerikalı yönetmenlere yöneliyorum. Ama öyle yönetmenler burada daha nadir bulunuyor.

Baksana genç yaşta her şeyi çözmüşsün. Pek çok insan için bu epeyce zaman alıyor; mesela Matthew McConaughey senin şu anda bulunduğun konuma ulaşmak için çok zaman sarf etti. Ancak artık insanlar büyük stüdyo filmlerinin yönenilmesi gereken işler olmadığını fark etmeye başladılar.

Kristen: Sadece o tarz işler hiç ilgi çekici olmuyor, kendinizi sağlama alıyorsunuz o kadar. Kazanılması kesin olan bir iddia gibi. Kazanacağınızı bildiğiniz bir şey heyecanlı olur mu hiç?

'Equals', Singapur'da çekildi. Neden özellikle bu yer?

Kristen: [Equals] Bir nevi alternatif bir dünyada geçiyor. Hikaye gelecekte geçiyor diyemiyorum ancak bu bir bilim-kurgu hikayesi ve oldukça sürrealist bir evren söz konusu. Sıradaşı bir dünyada geçtiği için de orada çekmek en iyi seçenekti.

Pek çok egzotik yerde bulundun. Bir film çekerken dışarıya çıkma ve diğer dünyaları görme şansı yakalayabiliyor musun?

Kristen: Evet. [Gülüyor] Pek dışarı çıkmadığımızı düşünebilirsin ama özellikle film çekerken imkanımız oluyor. Ancak [tanıtımlar sırasında] yanımda bir basın danışmanı olduğunda tek görebildiğim şey otel odalarının duvarları oluyor. Fakat farklı bir yerde çekim yaptığınızda oradaki kültüre ayak uydurma fırsatı yakalıyorsunuz. Bu konuda çok şanslıyım. Çok genç yaştan itibaren Portland'da, New York'ta, ülkenin orta kesimlerinde hiçliğin göbeğindeki Columbus ve Ohio gibi yerlerde kısa süreliğine yaşama şansı yakaladım. Bu tarz şeyler sizi siz yapıyor.

Peki tüm bu egzotik yerlerden hangisi seni en çok etkiledi?

Kristen: [Gülüyor] New Orleans'da çalışmayı seviyorum. 'American Ultra', 'Yolda' ve 'The Yellow Handkerchief' adlı filmi orada çektik.

Sony'nin Ang Lee filmi 'Billy Lynn's Long Halftime Walk' gerçek bir hikaye üzerine kurulu olan askeri bir skandalı konu alıyor. Filmde nasıl bir rol canlandırıyorsun? Filmin çekimleri Texas'ta gerçekleşecek değil mi?

Kristen: Evet, Teksas'da gerçekleşecek. [Billy Lynn'in] Kız kardeşini canlandırıyorum, ne için savaşıldığı konusunda farklı görüşleri olan ve inanmadıkları bir savaş için savaşan insanların ailelerinin sesi oluyorum bir nevi. Filmdeki en belirgin soruyu soran kişi benim.

Ve Ang Lee'yle tanışmak da harika olmuş olmalı. Kendisiyle pek çok kez röportaj yaptım, çok zeki ve özel bir insan. Farklı bir tür filmden bambaşka bir türe geçiş yapmak [Life of Pi'den sonra Billy Lynn's Long Halftime Walk'u çekmesini vurgu yaparak] ustalık gerektirir.

Kristen: Kendisiyle sadece bir kez telefonda konuştum. Çok çok kibardı. Değil mi? [Türler arası değişime vurgu yaparak] Bu çılgınca bir şey.

*Uyarı: Röportajın buradan sonrası 'Sils Maria'yı izlemeyenler için filmin sonuna dair spoiler içermektedir. Dikkat! :)*

'Sils Maria'da gerçek hayatındaki konumunun tamamen zıttı bir şekilde ünlü bir yıldızın asistanını canlandırıyorsun. Bu asistanı çok iyi tanıyorsun çünkü senin de hayatında bu tarz kadınlar var. Bu durum sana bir rahatlık vermiş olmalı. Ancak bir yandan da muhteşem ötesi bir aktrisle oldukça yıldırıcı ve hassas bir düet gerçekleştiriyorsun. Tüm bunlar senin için adeta bir test gibi olmalı.

Kristen: Benim için en kolay şey onun pozisyonunda bulunan bir kadının ihtiyaçlarını karşılamaktı. Bir aktris olsaydınız eğer bu iş için benden iyisini bulamazdınız! Kişisel olarak o tecrübeye sahibim, doğuştan gelen bir korumacı havam var çünkü o tarz bir pozisyonda bulunmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Benim için eğlenceli bir süreçti çünkü bu rolü, bir nevi aklımdan geçenleri dile getirme platformu olarak kullandım. Çok büyük bir deklarasyon söz konusu değil ancak filmde bu mesleğin görünen tarafıyla ilgili gayet açık görüşler paylaşıyoruz. Gerçek hayattaki pozisyonuma yakın birine hizmet etmek ve hakkında çok fazla şey bildiğim, bu işin tabiri caizse karanlık tarafı üzerine bu kadar rahat bir şekilde konuşmak çok çekici geldi.

Bana çok gerçekçi geldi bu durum.

Kristen: Güzel. Sonradan filme şöyle bir dönüp baktığımda, özellikle de Cannes'da ikinci kez izledikten, gazeteciler ve Olivier'la film üzerine konuştuktan sonra hikaye daha da ciddi bir hal almaya başladı. İlk başta bu rolde yer almanın eğlenceli olduğunu düşünmüştüm, anlaşılması zor ve ilginç bir olguya kişisel olarak bir bakış atmaktı amacım çünkü pek çok insan yaptıkları işi algılayamıyorlar. Fakat bir açıdan da filmden uzaklaşıp şöyle bir tekrardan baktığımda, "Vay canına. Bu taşıması acayip zor bir yük," diyorum. Ve filmde dile getirdiklerimiz sanatçıları nasıl tükettiğimizi, kimleri idolleştirip kimleri yok ettiğimizi çok iyi anlatıyor.

Ve ben bunu çok etkileyici buluyorum, ancak Binoche'nin karakterinin durumunu da kendimle özdeşleştiriyorum. Onun yüzeysel bir karakter olduğunu düşünmüyorum, tam tersine tutkulu, kendi çıkarlarını gözeten ve beraber üzerinde çalıştığımız senaryodaki karakterle [Helena] özdeşleşen biri. Bu onun için rahatsız edici bir durumdu, tıpkı aynı anda iki farklı karakteri canlandırmak gibi. Ayrıca karakterlerimiz arasında da erotik bir yakınlaşma var.

Evet. Her ikisi de bilinçsiz bir şekilde film boyunca birbirlerine karşı kendi çıkarlarını gözetiyorlar aslında. Fakat Valentine Maria'yı seviyor değil mi? Maria başarılı olduğunda buna seviniyor. Hatta onunla gurur duyuyor.

Kristen: Kesinlikle. İkisi de birbirlerini çok seviyorlar. Benim için en önemli şeylerden biri Valentine'i sıradan bir karakter olarak canlandırmamaktı. Sadece birine hizmet eden biri olarak değil, sizde merak uyandıran bir karakter, "Peki ama seni bu duruma getiren neydi? Böylesine sadık olup onu takip edecek birine benzemiyorsun" denilecek birini yaratmaya çalıştım. [Valentine] açıkça belli oluyor ki kendi bildiğini okuyan ve inandıklarının peşinden giden biri, ancak asistanlık yapıyor ve dolayısıyla fikirlerini dile getirmemesi gerekiyor.

Bir nevi diğer kadının gölgesinde kalıyor ve bu zoraki samimi arkadaşlık süresince kendi ihtiyaçları da gün yüzüne çıkıyor. Saygı duyulmak istiyor.

Kristen: Kesinlikle. Bence Maria'nın yanında bulunmasının yegane sebebi de bu, fakat her iki tarafta da saygı söz konusu olmayınca başka bir yere gitme ihtiyacı duyuyor.

Ve nitekim çekip gidiyor. Assayas'ın [Valentine'ın hikayesini] o şekilde yarım bırakmasını çok sevdim. Çok esrarengiz bir durum ancak onun işi bıraktığını biliyoruz.

Kristen: Evet, işi bırakıyor. Bana göre bütün film boyunca [Valentine] ona [Maria'ya] bir şeyler ispatlamaya, bir şeyler anlatmaya çalışıyor ancak Maria bir anlığına onun fikirlerine ve görüşlerine önem verse de hemen sonra bunları görmezden geliyor. Sonuç olarak Valentine'in elinde göz önünde bulundurulmaya dahi değer görülmeyen kişisel görüşleri kalıyor. Filmin sonunda da bir nevi "Tüm film boyunca sana bir şeyler anlatmaya çalışıyordum. Şimdi ise anlatmaya çalıştığım şeyi direk fiile dökeceğim ve buradan ayrılacağım. Evet işte tam da anlatmak istediğim şey buydu," diyor.

Kaynak | Çeviri: cenup
Röportajın çevirisi blogumuza aittir. Başka platformlarda izinsiz veya kaynaksız paylaşılması yasaktır.

2 yorum:

  1. Bu yaşta bu kadar bilinçli olmak herkese özgü bir durum değil gerçekten.Herkesin saklamaya çalıştığı şeyleri dürüstçe konuşuyor bu kız ve bir de mütevazilik eklenince ayrıcalıklı bir insan yapıyor gözümde.İlgilendiğim kesinllikle bu yönleri.Özel hayatında olup bitenlerle yargılamak bütün bu güzel özellikleri çöpe atmaktır.Bakış açısını değiştirmek önemli ;)

    YanıtlaSil
  2. Güzel ve bilgilendirici bir röportaj olmuş.Filmler hakkında bayagı bilgli sahibi olduk gibi :) Merakla yeni projeleri bekliyorum.Emeğiniz için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil