23 Haziran 2015 Salı

Kristen ve Juliette Binoche'un Interview Almanya & Rusya Röportajı (Ağustos 2014)

"İngiliz Hasta" filmindeki rolüyle ünlü asil Fransız aktris ile "Alacakaranlık" filmindeki rolüyle ünlü Amerika'nın altın kızını bir araya gelmesi imkansız gibi görünse de Olivier Assayas bunu başardı. Ve ortaya öyle harika bir şey çıktı ki Cannes'daki eleştirilerle birlikte zevkten dört köşe oldular. Fazlasıyla öfkeli bir kadın, Binoche ve uçarı bir kız, Stewart, hem filmde hem de gerçek hayatta birbirlerini buldular. Henüz birbirlerine 'en iyi arkadaşım' diyecek kadar yakın olmasalar da karşılıklı fikirlerini sorup sıkılmadan komik şakalar yapacak kadar yakınlar. Röportaj sırasında yanlarındakine rağmen.

Juliette: Vay canına, saçın bayağı kısa!

Kristen: Binoche tarzı bu. Sana benzemeye çalışıyorum.

Juliette: Yakışmış.

Kristen: Şimdi seninle röportaj mı yapacağım? Yoksa birbirimizle mi röportaj yapacağız? Baksana, hala Sils Maria setindeymiş gibi davransak nasıl olur?

Juliette: Zümrüt yeşili çayırlarda geziniyoruz, güneş parlıyor, üstümüzde kabarık bulutlar, Nietzsche okuyoruz...

Kristen: ...Ve kayboluyoruz!

Juliette: Hayır, öyle değil!

Kristen: Hayır, filmi çekerken bahsettiğin yerlerde değildik zaten.

Juliette: Evet ama öyleymişiz gibi davranıyordum. İkimiz de harika oyuncular olduğumuz için (gülüyorlar).

Kristen: Tıpkı bir dağ geyiği gibi kafamın üstünden atlıyordun, ben de arkadan ayak sürüyüp mızmızlanıyordum. Harikaydı.

Juliette: Keşke o kadar sigara ve alkol kullanmasaydık.

Kristen: Evet, durmadan sigara içip alkol alıyordun.

Juliette: Fikir benim değildi ki ama! Tamamen yönetmenin hatasıydı. Olivier sürekli bir ya da iki fırt çek, hadi bir bardak iç lütfeeeen deyip duruyordu. Orta yaşlı her kadının bunları yaptığını düşünüyordu herhalde. Ama ben yapmam!

Kristen: Yine de baca gibi sigara tüttürüp durmadan içki içiyordun (gülüyor).

Juliette: Rolümün bir parçasıydı. Sigara ve alkol çok eskilerden kalma iki klişe şey. Yetenekli insanların şeylerini geliştiriyor...

Kristen: ...zayıflıklarını ve zaaflarını. O yüzden bir oyuncu ilerlemek için onlara ihtiyaç duyar.

Juliette: Az önce zaaf mı dedin? Bu kelimeyi hiç bu anlamda kullanıldığını duymamıştım.

Kristen: Bir sürü anlamı var. Ama cidden, karakterlerimizdeki bu özelliği seviyorum: hayatlarındaki boşlukları doldurmak için cimrilik, gizlilik ve sarhoşluk içinde yaşıyorlar. Bu arada film çekimlerinden sonra birçok meslektaşımız da böyle bir boşluk hissedip şişelere sarılıyorlar. Bu klişe çok da gerçeklikten uzak değil.

Juliette: Ciddi misin? Nereden biliyorsun? (Gülüyor)

Kristen: Ben içmiyorum, yemin ederim!

Juliette: Tamam, sadece seni biraz kızdırmak istedim. Haklısın, karakterim çok kötü dönemler geçiriyor ve zor bir durumda. Alkolse ona...

Kristen: ...unutması için yardım ediyor.

Juliette: Evet, içinde ve çevresinde olan biten şeylere inanmak istemiyor.

Kristen: Aslında çok karmaşık bir dram: karakterin Maria, genç, büyüleyici, hırslı bir kız olan Sigrid rolüyle ünlü oluyor ve 20 yıl sonra, o rolün tam tersini canlandırıyor - yorgun ve yaşı geçmiş bir oyuncu.

Juliette: Soru şu: Sen, sevgili Kristen, 24 yaşında olmana rağmen benim karakterim gibi hırpalanmış, yaşlı bir sarhoşu oynar mıydın?

Kristen: Hımm, emin değilim.

Juliette: Ne? İstemez miydin?

Kristen: Sen bana böyle bakarsan hayır diyemem zaten (gülüyor). Ama kabul et, garip olurdu. Keşke vücutlarımızı takas edebilseydik.

Juliette: Pardon?!

Kristen: Yine aptalca bir şey mi dedim?

Juliette: Önemli değil, boşver.

Kristen: Tanrım, nasıl kendimi Juliette'in yerine koyabilirim? Sen harikasın! Ben yanından bile geçemem. Filmin en önemli noktası da bu değil mi zaten: insanlar kendilerini ve canlandırdıkları rolleri nasıl görüyor, aynı zamanda başkaları onları nasıl görüyor. İlk tanışmamızı hatırlıyor musun Juliette?

Juliette: Berlin'de Soho House'ın terasında yapımcın ve birkaç arkadaşınla takılıyordun.

Kristen: Ve birden birisi 'Juliette geliyor,' dedi.

Juliette: Bu arada seninle tanışmadan önce inanılmaz gergindim.

Kristen: Gerçekten mi? Eminim ben senden çok daha gergindim. İçeri girdiğinde herkes ayaklandı, bense donmuştum ve oturduğum yerde kalakaldım. Biraz resmi bir tanışmaydı. Hemen rollerimizden bahsetmeye başlamıştık sanırım.

Juliette: Durmadan bacağını sallayıp durduğunu hatırlıyorum, tıpkı şu an yaptığın gibi.

Kristen: Bu bende tik halini aldı (gülüyor). Berlin'e geldikten sonra oldu.

Juliette: Doğru. Senin aksine, ortama alışmam için birkaç günüm oldu.

Kristen: Ben orada gerginlikten ölüyordum, sense gelmiş bana bacak sallamaktan bahsediyorsun. Bu arada benimle tanışmadan önce beni Google'da aratma şansın oldu mu?

Juliette: Elbette.

Kristen: Ve?

Juliette: Birkaç röportajını okudum ve seni sevdiğime karar verdim. Ayrıca Yolda'yı da izledim fakat Alacakaranlık'tan kaçındım.

Kristen: Püfff... İtiraf et, bütün filmleri izledin ve hepsine bayıldın.

Juliette: Üzgünüm, ama hayır. Ancak açıkçası seni Alacakaranlık'la tanıdım: seni ilk kez kızımın odasındaki bir posterde görmüştüm. Benim için büyük bir şoktu (Kristen gülüyor). Berlin'deki o buluşmada da kapının arkasına gizlenip beni korkudan öldürmüştün. Ama sonra aramızdaki buzlar eridi.

Kristen: O gün bayağı sohbet etmiştik, toplantıdan sonra 'Kahretsin, bu kadına söylemediğim çok şey var!' diye düşündüm. Sende bir şeyler var Juliette, insan senin yanında hemen dökülüveriyor. İnsanın güvenini hemen kazanıyorsun. Bunu nasıl beceriyorsun? Bu gerçek bir yetenek. Eğer ikimiz de çok meşgul insanlar olmasaydık, her gece fikirlerini almak için seni arayabilirdim. Baksana, biyografilerimizin ne kadar farklı olduğunu düşündün mü hiç?

Juliette: Sen küçük yaşta oyunculuğa başlamış, evde eğitim görmüş, 9 yaşında ilk filmini yapmış, Hollywood'da çalışan ebeveynlere sahip, gişede patlama yapmış filmlerde yer alan bir oyuncusun.

Kristen: Sen ise Godar'ın filminde oynamak için 15 yaşında Paris tiyatrosundan ayrılmış, yatılı bir Katolik okulunda okumuş, kültürlü bir Fransız kadınısın.

Juliette: Yine de ortak noktalarımız var. Sinemaya, insanlara ve hepsinin ötesinde oyunculuğa olan tutkumuz. Beni cezbeden şey senin içindeki o arzu. Herkes bir şeylerde kendini bulmaya uğraşıyor, ancak tutku karşımıza çıkan zorluklarla baş edebilmemizi sağlayan tek şey. 30 yılın ardından, o tutkuyu hissetmemiş olsaydım şu an burada oturuyor olmazdım. Tutku, hayatımızı yönlendiriyor.

Kristen: Bir araya geldiğinde güçlenen iki ateş gibi. Iy, hayır, bu kulağa biraz ayıpça geldi. Ama evet haklısın, tutku bize hayatta yön verip güçlü kılıyor.

Juliette: Hani bir de sadece bağımsız filmlerde yer aldığın zaman insanlar güçlü duyguların aşılabilir olduğunu düşünüyor ya, o bana çok gülünç geliyor. Elbette imkanım olsa sadece bağımsız filmlerde rol alırdım. Fakat bu filmlerin getirdiği başarı çok büyük bir şans. O yüzden yaptığın her filmde o her türlü duyguyu tadabilmek için doğru dengeyi yakalamak lazım.

Kristen: Bir de insanların bir rolü kendin için canlandırıyorsan, bir diğerini seyirciler için canlandırmalısın demesinden nefret ediyorum. Saçmalık.

Juliette: Katılıyorum.

Kristen: Yaptığım her şeyi kendim için yapıyorum, her şeyi. Büyük bütçeli filmler, bağımsız filmler, Chanel reklamları - fark etmez. Başarılı bir film yaptıktan sonra her şeyi yapabilirmişim gibi geliyor. Ne var biliyor musun? Gerçekten yapabilirim. Bu harika bir şey: istediğim her şeyi yapabilirim. Evet, inanılmaz derecede ayrıcalıklı bir durumdayım. Ve bundan utanmıyorum.

Juliette: Ne güzel.

Kristen: Bir rolü almak için yalvarmıyorum, istesem şipşak o rolü kapabiliyorum ve diğer oyuncuların yaptığı gibi hedefe ulaşmak için uğraşıp debelenmiyorum. Bu tıpkı, üzerinde bir sürü caddenin ve yolun bulunduğu büyük bir harita düşünün ve benim tek yapmam gereken hangi yoldan gideceğimi seçmek. Benim için tüm kapılar açık. Hayatım boyunca sayısız şans yakaladım. İnsanların şunu anlaması benim için yeterli: büyük bütçeli filmlerde oynamayı seviyorum çünkü biliyorum ki herkes onları izliyor, öyle filmler dikkat çekiyor, anlaması kolay ve keyifli filmler bunlar. Mesela senin [Juliette] Godzilla'da oynayacağını duyunca oğlun sevinçten dört köşe olmuştur.

Juliette: Evet olmuştu. Gerçi insanların büyük bütçeli filmlerin setinde ne yapmaya çalıştıklarını bir türlü anlamam. Sonuçta değişen bir şey yok; kamera, yönetmen, birkaç replik. Fakat haklısın, büyük bütçeli filmlerin yarattığı endişeyi seviyorum. Beklentiler çok daha farklı oluyor.

Kristen: Ah, beklenti olayı çok başka bir konu. Eminim ki okuyucular senden birkaç öneri duymak ister. Bize birkaç zekice söz söyle hadi. Var mı hazırda bir şeyler?

Juliette: Çocuklarınızın Oscar ödülünüzle oynamasına izin vermeyin, altın kaplaması dökülüyor.

Kristen: (Kahkaha atıyor) Çok zekiceymiş! Çekimler boyunca bir şey dikkatimi çekmişti; beni kendimi role daha fazla vermem konusunda teşvik etmiştin. Bense "ah, tam yanımda duruyor, daha iyi olmam gerek" diye düşünüyordum. Kendimden daha iyi tabii, senden değil.

Juliette: (Gülüyor) Seni çakal!

Kristen: Yemin ederim! Seni bu yüzden seviyorum.

Juliette: Biriyle birlikte oynamak tıpkı beraber tablo çizmek gibi. Tabloda bile konuşmak isterim ben.

Kristen: İyi dedin. Tüm sahnelerde birlikte olmak...

Juliette: ...tıpkı bir hız trenine binmek gibi. Tünelin içine girmeden nasıl olacağını kestiremezsiniz. Bazen dengenizi kaybedebilirsiniz, bir yerden atlamak zorunda kalabilirsiniz ya da birini yakalamak zorunda kalabilirsiniz. Bir yönetmenin iyi olduğunu şuradan anlarım: oyuncuların kendilerini bulmalarına her zaman izin verir. Maria'nın karakterini bu yüzden sevdim, o sönmekte olan bir yıldız. Ama olay şu ki: yıldız olan sensin, sönmekte olan ise benim.

Kristen: Juliette!

Juliette: Şaka yapıyorum. Buna iznim vardı (gülüyor).

Kristen: Kahrolası. Birbirimizi bulduğumuz için çok memnunum.

Juliette: Aynen. Zaten sevmediğim oyuncularla çalışma tecrübesini çoktan tattım.

Kristen: Nasıl bir şeydi?

Juliette: Katlanması çok zor değil. Etrafınıza görünmez bir duvar örmeniz gerekiyor sadece. Ama en kötüsü insanların sizi hayal kırıklığına uğrattıkları veya giyinme odasında gözyaşlarına boğulmanızı sağlayacak kadar sizi delirttikleri anlar. Sonrasında kendinizi toparlayıp acınızı unutmak ve kamera karşısına geçmek zor oluyor.

Kristen: Bazı oyuncular var ki sanki gerçek benlikleri ile oynadıkları roller tamamen birbirinden farklıymış gibi bir izlenim bırakmaya çalışıyorlar. Yani, sette karaktere bürünüp de set bitince karakterden kurtuluyorlar. Ben buna inanmıyorum. Bence herkes oynadığı her rolde kendinin yeni bir versiyonunu canlandırıyor. Çılgın bir hayal gücünüz olabilir, sahne ortamını değiştirebilirsiniz, bir maceradan diğerine atılabilirsiniz - hiç fark etmez, sonuçta oynadığınız rolde kendinizden bir parça da var. Diğer her şey saçmalık.

Juliette: Zekice konuştun.

Kristen: Eğer iki insan kamera önünde bir bağ kurabilmişlerse, duyguları gerçekten hissederler, rol yapmalarına gerek kalmaz. Her şey gerçektir. Ve bunu seyirciler de hisseder. Tıpkı Sils Maria'da seninle benim aramızdaki bağ gibi. Söylesene, filmi izlediğinde sana da her şey biraz tuhaf göründü mü?

Juliette: Nasıl yani?

Kristen: Çektiğimiz sırada hissettiğim duyguları tamamen bana yeniden hatırlatan sahneler gibi. Çocukken çizdiğin resimlerde tabakalaşan anıların gibi. Ama burada öyle değil. Burada tüm anılar aynı. Bu yüzden filmi izlemek benim için güç. Ve gelen eleştiriler... Bazıları gerçekten harika ama çoğu eleştiri boş, incitici ve gerçeklikle alakaları yok. Kimse filmi tam olarak anlayabilmiş değil. Yani filmi tam olarak nasıl idrak edebilirler ki? Herkes bana insanların düşünceleri hakkında ne düşündüğümü sorup duruyor.

Juliette: Sen ne diyorsun?

Kristen: Ben de soruyla cevap veriyorum: onca düşünce arasından hangisini söyleyeyim? Peki senin için de filmi izlemek zor muydu?

Juliette: Her sabah aynaya bakmaktan daha zor değil (gülüyor). Niye bu kadar endişeleniyorsun ki? Harika bir film yaptık! Güzel ve güçlü bir film.

Kristen: Peki sence kız filmi mi?

Juliette: En azından başrolleri kız.

Kristen: 'Kız filmi' teriminden nefret ediyorum, filmi aşağılayıp basitleştiriyor. 'Güçlü kız filmi' teriminden hiç bahsetmiyorum bile.

Juliette: O zaman kabul edelim, özel bir film yaptık.

Kristen: Ki ben filmi sevdim.

(Basın danışmanı içeri girer ve röportajın bitirilmesini ister çünkü Kristen'ın saat 13.15'te uçağı vardır, şu an saat ise 11.45'dir)

Kristen: Ah, eşyalarımı toplayıp uçağa yetişmem lazım.

Juliette: İşine bak. Ama eğer uçağını kaçırırsan, akşama buluşabiliriz (gülüyor).

Kristen: Harika. Daha harika olan ise senin hiçbir zaman uçağını kaçırmaman. Zaten yakında yeniden görüşeceğiz - yeni projemiz için Güney Afrika'da.*

Juliette: Şşşt, bu bir sır!


*Söz konusu proje o zamanlar Kristen ve Juliette'i yeniden buluşturacak olan The Big Shoe'ydu ancak proje iptal edildi.

Kaynak
Röportajın çevirisi blogumuz adına Nur tarafından gerçekleştirilmiştir. İzinsiz veya kaynaksız bir şekilde başka platformlarda paylaşılması yasaktır.

5 yorum:

  1. Eğlenceli bir röportaj olmuş. Kristen güzel konuşmuş, gayet etkileyici. Çeviri için teşekkürler. Bu bloğun sürekli güncel olması harika. Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz teşekkür ederiz. Keyif almanıza sevindik :)

      Sil
  2. TBS neden iptal edildi bir bilginiz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmin çekimleri Jim Sturgess'in başka bir filminin çekimleriyle çakışınca çekim tarihini değiştirme kararı aldılar, ancak öyle olunca da yeni çekim tarihi Kristen'ın takvimine uymadı. Filmin yapımcısı en son bu tarz açıklamalar yapmıştı Twitter'da ve Kristen'ın yerine başka bir oyuncu bulacaklarından bahsediyordu. Fakat daha sonra projeye dair hiçbir bilgi gelmedi, dolayısıyla iptal edildi diye biliyoruz.

      Sil
  3. Çeviri için sağolun. Çok doğal bir röportaj olmuş, sayfalarca devam etsin istedim.Ah şu uçak! :) Bu ikili bizi bir filmle kandıramaz artık. Komedi ne yakışırdı arkadaş :)

    YanıtlaSil