12 Nisan 2015 Pazar

ELLE Röportajı (Ocak 2015)

Still Alice çok sağlam ve aynı zamanda korkutucu da bir film. Filmde Alzheimer hastalığının etkilerini görmek de yürek burkucu.

Kristen Stewart: Teşekkürler. Bu film öylesine önemli bir film ki - bence insanlar bu meseleyi konuşmalılar - ama aynı zamanda ben de fena halde paranoyak biri oldum çıktım. Ne zaman bir kelimeyi hatırlayamasam, hemen acaba bu bir belirti mi diye endişeleniyorum. Geçen hafta da babam bir kelimeyi hatırlayamamıştı mesela. Aşırı korkutucu.

Ben de bugün dupstep ve Diplo'yu karıştırdım...

Kristen: Bu çok da korkutucu değil, tam tersine komik.

Daha önceleri Julianne Moore ile çalışmak istediğinden bahsetmiştin. Film teklifine hemen evet mi dedin?

Kristen: Julianne'in yer aldığı bir filme hayır demek pek de mümkün değil. Diğer yandan, bazen harika bir senaryo okursunuz ve size çok şey hissettirir ama bu, rol için uygun olduğunuz anlamına gelmez. Fakat bu filmin senaryosunu okuduğumda inanılmaz rahatladım. "Julianne'in kızını oynayabilirim!" dedim. Bir şeyi zorla yapıyormuş gibi hissetmeden çalışmak güzel bir şey.

[Julianne'le] çalışmanın en güzel kısmı ne?

Kristen: Film yapmayı sevmemin nedenlerinden biri de Julianne Moore ile birlikte çalışmak... İnsanlar filmi izlediklerinde, "Vay, Kristen bu filmde çok iyi!" diyorlar, ben ise "Evet iyiydim çünkü birlikte çalıştığım kişi iyiydi! Hiç yalan söyleyemeyeceğim biri!" İşin özeti bu.

Yani iyi oyuncular iyi performansların ortaya çıkması için ilham veriyorsa kötü oyuncular da berbat işlere mi sebep oluyorlar?

Kristen: Eh yani. Eğer seyirciler bir şeyler hissediyorlarsa bunun sebebi oyuncuların da hissediyor olmasıdır. Karakter ile oyuncu arasında gerçek bir bağ olması lazım, aksi takdirde işe yaramaz. Yani, kimse o kadar iyi yalancı değil ki! Şey, aslında gayet iyi yalancı olan oyuncular da var...

Bahse girerim ki vardır.

Kristen: Her neyse, bunları kurcalamaya gerek yok!

Filmde sen ve ablanı canlandıran Kate Bosworth oldukça kötü bir kavga ediyorsunuz. Komik ama aynı zamanda çok da fena bir kavga!

Kristen: Biliyor musun, o sahne aslında hemen hemen doğaçlamaydı. Her şeyi biz uydurduk. Babamızı canlandıran Alec, ne zaman bizi ayıracağını biliyordu. Kendisi geride duruyordu ve bize "Hadi kızlar, başlayın!" diyordu. Alec sahneye girene kadar durmadan kavga ettik ve bu gerçek bir kavgaydı.

Ona ettiğin en iyi hakaret hangisiydi?

Kristen: Ona götlük yapma demek gerçekten hoşuma gitti. Bir kıza götlük yapma diyorsanız, bilin ki işler ciddidir.

Niye?

Kristen: Çünkü hepimiz cadalozun tekiyiz ya, tüm kızlar. "Oh o tam bir cadaloz, ne cadalozsun ama, ben de cadalozun tekiyim," falan demenin anlamı ne? Hepimiz cadalozuz yani. Ama bir kadın gelip sana "Biliyor musun, sen tam bir götsün!" dediği zaman bu fazla koyuyor, insanın canını yakıyor. Bence bu sana "Kapa lan şu çeneni!" demekten bile daha fena çünkü artık bu söylediğin bir söz olmaktan çıkıp direkt sen oluyorsun. Tamamen sen.

Filmde karakterin üniversiteye gitmeyi reddediyor. Sen de gitmeyeceksin, değil mi?

Kristen: Komik olan şu ki okula gitmeyi gerçekten istedim. Sonuç olarak gidemedim çünkü kendimi başka şeylere verdim ve başka şeylerle ilgilendim. Eğer genç halime "Kristen, üniversiteye gitme şansını kaçıracaksın," deseydiniz "Ne?! Kristen, kendine gel!" diye kendimi uyarırdım.

Peki sen kendin genç haline ne söylemek isterdin?

Kristen: Derdim ki "Beni dinle, gayet iyisin. Etrafın sana bir şeyler öğretip seni geliştirecek bir sürü inanılmaz deneyimle çevrili. Üniversiteye gitmek dışında elde edebileceğin her şeye sahip olacaksın." (gülüyor). Bunu okula gitmemiş biri olarak söylüyorum. Yani kim bilir? Üniversiteyi muhtemelen severdim. Ama şu anki halimden memnunum. Ayrıca çok şanslıyım çünkü ailem beni hiçbir zaman "Okula gitmek zorundasın!" diye zorlamadı. Beni hep desteklediler.

Bir saniye, kaç yaşındasın ki sen?

Kristen: 24.

Ne komik! Ben 24 yaşımdayken her şeye aynı anda sahip olabileceğimi sanıyordum...

Kristen: Çok gülünç değil mi?! O hissi anlayabiliyorum! Ergenken, 20'lerinizin harika olacağını düşünüyorsunuz ama yaşınız ilerledikçe, etkileyiciliğinizi kaybetmeye başlıyorsunuz çünkü artık genç, afacan ve özel değilsiniz!

Hımm, sen hala genç sayılırsın. Ayrıca özelsin de. Forbes senin Hollywood'un en çok kazanan aktrisi olduğunu açıklamamış mıydı?

Kristen: Doğrusu o listeler tamamen saçmalık. Sana dürüstçe söyleyebilirim ki o bilgi doğru değil. Tamamen uydurma. Öyle olsa en başta ben bilirdim!

Arkadaşların da sana K-Stew diyor mu yoksa sadece dedikodu siteleri mi seni öyle çağırıyor?

Kristen: Kesinlikle diyorlar! Hem de her zaman.

Bu senin ünlü olmadan önceki lakabın mıydı yoksa arkadaşların da sonradan mı alıştılar?

Kristen: Hatırlayamıyorum bile. "K.S" de diyorlar ama tanıdığım insanlar genelde K-Stew der. Biraz da alay ediyorlar ama zerre umrumda değil. Bana komik geliyor.

Bence bir GAP reklamında rol alman da oldukça komikti.

Kristen: Aman Tanrım, o çok uzun zaman önceydi! Modayla ilgili yaptığım ilk işti! Herhalde 15 yaşımda falandım.

Şimdiyse bir Chanel kızısın... Ama fotoğraflarda gülümsemekten nefret ediyor gibi duruyorsun. Neden?

Kristen: Gülümsemekten nefret falan etmiyorum! Hem de hiç. Sadece... bazen gülümsemek bana çok da doğal gelmiyor. Tam olarak hangi anda gülümsemem gerektiğini kestiremiyorum. O yüzden ben de yapmacık görünmek istemiyorum.

Makul bir sebep. Şu sıralar en sevdiğin şarkı hangisi?

Kristen: Bir düşüneyim... Hani bazen müzik zevkin tükenir ya? Benimki de bu aralar öyle. Böyle olunca da çok eskilere dönüyorum. Blink 182'yi seviyorum. Onlara çok, çok ama çok bayılıyorum. Ve o "Bir kez daha hissederek" sözü de benim için tam biçilmiş kaftan. Hep "Tamam, bir kez daha, bir kez daha, bir daha!" derim, hayatımın sonuna kadar da böyle olacağım.

Hiç Montana'da bir çiftliğe taşınıp ortadan yok olmak falan istemiyor musun?

Kristen: O pek bana göre değil. Hayır, olmaz. Uzun bir süre boyunca şu anki işimi yapıyor olacağım.

Kaynak
Röportajın çevirisi blogumuz adına Nur tarafından gerçekleştirilmiştir. İzinsiz veya kaynaksız bir şekilde başka platformlarda paylaşılması yasaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder