10 Ağustos 2014 Pazar

Reuters Röportajı (Mayıs 2014)


Hollywood'dan Cannes'a yolculuğunda, Kristen Stewart "Alacakaranlık" şöhretiyle arasına mesafe koymak için çok çalıştı ve romantik vampir serisinin bitişinden bu yana pek çok ciddi projeyi kabul etti.

24 yaşındaki Stewart, Robert Pattinson'la birlikte rol aldığı genç yetişkinler arasında favorisi olan "Alacakaranlık" filminde bir vampire aşık olan genç kız rolünden sonra bu yılın Sundance filmlerinden biri olan "Camp X-Ray"de Guantanamo Kampı'nda yaşayan bir gardiyanı canlandırarak karanlık yüzünü gösterdi.

Cannes Film Festivali'nde gösterilen son film "Clouds of Sils Maria"da, yaşının getirdiği sıkıntılar yüzünden film endüstrisinin tepkileriyle mücadele etmek zorunda kalan yaşı geçkin bir aktrisin kişisel asistanını canlandıran Stewart, filmde Juliette Binoche ve Chloe Grace Moretz'le başrolleri paylaşıyor.

Reuters'la yaptığı röportajda, genç aktris şöhret oyunları ve kişilerin bakış açılarıyla nasıl baş ettiği hakkında konuştu.

Reuters: Sizi "Clouds of Sils Maria"ya çeken neydi?

Kristen Stewart: Zamanlama açısından mükemmel bir proje olduğu için kabul ettim. Kariyerimdeki deneyimlerimi düşünecek olursak – nasıl olduğunu biliyorsunuz, Alacakaranlık ile popüler oldum – ve oldukça ünlü birisiyim. Bir oyuncunun, dünyanın nasıl işlediğini ve ne kadar yüzeysel olabileceğini yorumlayan asistanını canlandırmak bana çok ilginç geldi.

Reuters: Bu filmde Avrupalı bir yazar-yönetmenle çalıştınız, zihniyeti Amerika'da çalıştığınız yazar-yönetmenlerden farklı mıydı? Hollywood'da sahip olamadığınız özgürlüğe Avrupa'da sahip olabildiniz mi?

KS: Özgürlük Amerika'da yok değil, fakat film endüstrisinde kendini özgür hissetmek de pek yaygın bir şey değil. İnsanların buna ne tepki vereceği, yani buna sinirlenip sinirlenmeyecekleri hakkında endişelenmeden ağzınıza geleni söyleyebilecekmiş gibi hissedebilirsiniz.

Yani burada, insanlar daha az endişeleniyor gibi görünüyor çünkü filmleri kendileri için yapıyorlar. Bunu sanat için yapıyoruz, bir şeyleri pazarlamak için değil. Bu insana kendini iyi hissettiriyor.

Bilirsiniz, film çekmek saçma bir iştir. Film çekerken başka insanlarmış gibi davranırsınız sonra başka insanlar gelir sizi o başka insanlar gibi rol yaparken izler? Çılgınca. Fakat buna değiyor ve şunu söylemem gerek… bir film çekmek bazen her şeyden daha üstün olabiliyor.

Reuters: Film endüstrisinin sizi bir sağa bir sola çekiştirdiğini biliyorken ve medya da size sık sık zor anlar yaşatırken ne olursa olsun kendi bildiğinizi okumak sizin için zor değil mi?

KS: Yaptığım her şeyi… algıları kontrol etmek veya insanları belirli bir fikre inandırmak için yapmıyorum. Bu durum çektiğimiz herhangi bir film tecrübesini allak bullak edebilir.

Bu benim için çok ters bir hareket olurdu. İnsanların bunu nasıl yaptığını bilmiyorum. Nasıl nabza göre şerbet vererek kariyerlerini yönlendirdiklerini bilmiyorum. Nasıl seçim yaptıklarını bilmiyorum, şu şekilde mi? "Hımm evet, insanların bende daha önce görmedikleri farklı bir yönüm var ve bu yüzden insanlara bunu şimdi göstermeliyim." Adeta "Neden başkaları için bunu yapıyorsun? Kendin için yapmalısın." demek istiyorsunuz.. Ve bu yüzden bu işe başladığımdan beri bu şekilde çalışıyorum ve gerçekten işim dışında gelişen tüm bu şeyler hiç umurumda değil.

Reuters: Bu oyunda kalmak adına üzerinizde bir baskı hissediyor musunuz peki?

KS: Film çekmek istiyorum, yani demek istediğim yönetmenlik yapmak istiyorum. Sage + The Saints grubunun klibi için yönetmenlik yaptım ve bu küçücük bir şey de olsa keyif aldım ve beni çok mutlu etti. Fakat ne olursa olsun benim için çok önemliydi. Klibi bir Polaroid kamerayla bile çekseydim insanlar şöyle olacaktı: "Ne yapmış ki bu kız? Bir bakalım." Ben de şöyle diyecektim: "Bana bunu anlatabilmem için bir saniye vermeye ne dersiniz?" Yani, evet, bu konu hakkında dırdır etmenin gereği yok. Bunu yapmam inanılmaz bir şey. Sadece biraz garip. Farklı. 



Kaynak 
Sitemiz adına çeviriyi yapan: serena
Kaynak linki belirtilmediği sürece sitemizden çeviri alınması kesinlikle yasaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder