11 Ocak 2013 Cuma

'Yolda' Yuvarlak Masa Röportajı (Kasım 2012)

Marylou hakkında:

Kendimde Marylou gibi birini canlandıracak yüreği bulmak için oldukça derinlere inmek gerekti. Bu uzun bir zaman aldı. Ama bu rola hayır da diyemedim. Bu film için her şeyi yapmaya hazırdım. Bana bir rol vermeseydiler karavanımla seti takip ediyor olurdum. Kitabı ilk kez okuduğumda 14 ya da 15 yaşlarındaydım, Walter’la (Salles) ilk kez görüştüğümde ise 16 ya da 17 falandım. Karakterin arkasındaki kişiyi gerçekten tanıyınca elimdeki malzemeleri birleştirmek ve böyle bir yaşam tarzını kıvırmak için ne yapmam gerektiğini anlamak kolay oldu. Derinlemesine prova yapana kadar böyle bir şey olmadı tabii. İlk başta, bu projenin ruhundan etkilenmiştim sadece. Bence Marylou onun yanındayken istemsizce kendiniz olabileceğiniz biri çünkü onun hayatında utanca yer yok ve bu her zaman böyle, gerçekten bolca empati kurabilme yeteneğine sahip bir dipsiz kuyu gibi. Kimseden bir şey almadan cidden dolu dolu, zengin bir hayat yaşamak her yiğidin harcı değildir. Marylou’dan bir şey alamazsınız, o hep sizden bir şeyler alır. İnanılmaz birisi.

Kerouac’ın karakteri Marylou’nun arkasındaki asıl kadın, LuAnne Henderson hakkında:

Bence LuAnne hep kendi zamanının ilerisinde yaşamış. İnsanların hayatlarından beklentileri kişisel olsa da birbirinden pek farklı değil. Bir gruba ait olma isteği gerçekten çok temel bir duygu. Biz sürü halinde yaşayan hayvanlarız. Bir bakıma LuAnne’in de çok klasik fikirleri vardı. Bu kapasitesini diğer yaşamları berbat etme gereği duymadan bir sürü hayat yaşamak için kullandı. Sonuçta LuAnne duygularının önüne geçmedi. Kıskançlık hissetmiyordu ama yaralanmıştı da. Yaralanmıştı ama hafife de alınmıyordu.

Belki bu film günümüze oranla çok farklı bir zamanda yeniden çekilseydi, insanlar filmdeki seks ve uyuşturucuya takılıp filmin tam olarak ne anlattığını göz ardı edebilirlerdi. Günümüzde artık bu tarz şeyleri gördüğümüz için bu durumun o kadar da şaşırtıcı bir yanı yok. Böyle şeylerin sindirilmesi daha kolay. Yani, elbette zaman değişti, değişiyor ama insanlar değişmez. Bu yüzden kitap günümüzle asla alakasız olmayacak. Hayatlarından daha fazlasını isteyecek insanlar her zaman var olacak ve bu davranışlarının etkileri de kaçınılmaz. Tüm karakterlere daha sonra ne olduğunu bilmek gerçekten çok ilginç. LuAnne ve Neal, (Cassady – Dean Moriarty’nin asıl adı) Neal ölene kadar görüşmeye devam ettiler ve sahip oldukları her şeyi birbirleriyle paylaştılar. Hayatları muazzam şekilde değişmiş olsa bile birbirlerini bırakmadılar.

‘Yolda’ filminin Alacakaranlık hayranlarına uygun olup olmadığı hakkında:

Bence bu ailelerine bağlı. Ben Yolda’yı 14 yaşımdayken okudum. Ailem beni hiçbir zaman yaşadığımız dünyadan izola etmesi ve bu yüzden sanırım böyle bir sorunun sorulacağı en son kişiyim. (Gülüyor)

Alacakaranlık hayranlarıyla pek de uzun sohbetler gerçekleştirme şansım olmuyor. Çok özel bir durum olmadığı sürece. Bazen fan sitesi sahibi kızlar basın görüşmelerine geliyor ve benimle röportaj yapıyorlar, bu olayı çok seviyorum. Konuştuğum pek çok kişinin ve röportaj verdiğim pek çok muhabirin büyük birer ‘Yolda’ hayranı olduklarını fark ediyorum. Sanırım bu görevlere kitapla ilgili kişiler oldukları için özellikle seçiliyorlar. Pek çok tutkulu ‘Yolda’ hayranıyla konuşma şansı yakaladım. Alacakaranlık’la arasındaki fark bu; Alacakaranlık’ta daha çok hisler ön planda, hayranlarla birebir etkileşimler yaşıyorum. Fakat söz konusu ‘Yolda’ olduğunda üzerine konuşacak daha çok şey oluyor.

Yolda olmanın önemi üzerine:

Bir yeri harfi harfine Google’da aradığınız ve gördüğünüz zaman, bizzat oraya gitmiş gibi hissetmezsiniz. Yatak odanızda çok fazla yolculuk yapabilirsiniz fakat hiçbir şeye dokunamazsınız. Hiçbir şey hissetmezsiniz.

İlk çıplak sahnelerinde ne yaptığı ve ailesinin bu sahneleri nasıl karşıladığı hakkında:

Filmin çekimlerinin başlaması için aradan birkaç yıl geçmesi herkesi çok mutlu etti bence. (Gülüyor) Annem Cannes’a geldi. Filmi çok sevdi. Gerçekten benimle gurur duydu. Henüz babamla bu konu hakkında konuşmadım ama. (Gülüyor)

Welcome to the Rileys muhtemelen bir ebeveyn için izlemesi daha zor bir film. O filmden sonra çok hassaslaştım. Karakter (Mallory) gerçekten benim içimde yolunu buldu. Sadece cinsel konularda değil genç kızlarla ilgili her şeye karşı acayip hasslaştım. Bu hikaye beni çok sarstı ve ailem de muhtemelen bunun farkındaydı. Yani bu konu oturup hakkında konuştuğumuz bir şey değildi.

Bunun dışına çıkmak zor. Biliyorum dışarıdan bir bakış açısıyla bu konu hakkında konuşmak çok komik, yani “Oh, annenle beraber oturup kendi kıçını izlemek tuhaf olmalı,” demek falan. Fakat bu işin içinde olmak çok garip. Açıkçası böyle hissetmiyorum… Sanki bambaşka birini izliyormuşum gibi hissediyorum demek istemiyorum çünkü işimle ilgili en sevdiğim şey sahip olduğunuzu bilmediğiniz yanlarınızı ortaya çıkarması, sizi şok etmesidir yani bir film yaparken aslında o işe nasıl bir tepki gösterdiğinizi keşfedersiniz. Yani, her rolde farklı bir kişiyi oynuyormuş gibi hissetmiyorsun ama başka bir kişiyi gözetiyorsun ve o kişiye karşı bir tür sorumluluğun var. Bu konuda anaç olmak kolay iş. Onu bir bağlama yerleştirmek ve onun koruyucusuymuş gibi hissetmek kolay.

Alacakaranlık gibi büyük bir seride oynayabilecek genç oyuncular için tavsiyeler:

Ya bu işi seveceksin ya da bu işi yapmayacaksın. 5 yıldır aynı proje üzerinde çalıştım, hala projeye ilk başladığımda dönemdeki duyguları hissediyorum. Tek fark nihayet üzerimdeki bu ağırlığı attım ama şimdi de onu geri istiyorum. Artık Bella hakkında endişelenmeme gerek yok ama hala “Gerçekten mi? Bu çok garip. Nerede o? Artık beni dürtükleyip durmuyor,” gibi şeyler söylüyorum. Yani, evet. “Yaptığınız işi sevin” diyebilirim.

Çeviri: serena

1 yorum:

  1. twkler...sadece bunu soylemek istiyorum 工 レ о √ 乇 ㄚ 0 u..........

    YanıtlaSil