21 Aralık 2012 Cuma

The Daily Beast/Newsweek Röportajı (Aralık 2012)

"Nefret edilmek ya da sevilmek, bunlar korkunç şeyler değil," diyor Kristen Stewart. Los Angeles'ın dış mahallerinden birinde, Los Feliz'e yakın bir yerde samimi, küçük bir restoranda oturuyoruz. Son model lensler kullansalar dahi paparazzilerin ulaşamayacağı bir yerdeyiz. "Fakat dürüst olmak gerekirse," diye devam ediyor, "Hiçbiri umrumda değil çünkü tüm bunlar beni işimi yapmaktan alıkoymuyor. Ama eğer birilerini kızdırdıysam onlardan özür diliyorum. Amacım bu değildi."

Diyor evrenin hakkında en çok konuşulan - ve de en çok kazanan - aktrisi. Bu yıl yer aldığı Grimm Kardeşler'in ünlü masalının karanlık uyarlaması Snow White and the Huntsman'daki kılıçlı savaşçı rolü tam zamanında geldi, 22 yaşındaki yıldız - pek çok açıdan - tabloit medyanın Jeanne d'Arc'ıydı zaten. Bir endüstri haline gelen ünlüler dünyasında el pençe divan yaşamaya karşı koyuşu, kırmızı halılardaki ciddi tavrı veya televizyon programlarındaki gergin halinden çok belli oluyordu.

Fakat Stewart gerçek hayatta 20li yaşlarındaki çoğu genç gibi. Kot pantolonu, gök mavisi geniş gömleği ve spor ayakkabıları içinde yağlı kızılımsı kahverengi saçlarıyla uğraşıyor. Saçları için bu, bir yıl boyunca hiçbir projede yer almamanın sonucu diyor.

Yine de zahmetli bir tanıtım süreci onu oldukça meşgul tuttu - tabii sağlığı el verdiğince. "Önceki gece çok fena griptim ve bu yüzden Yolda'nın gösterimine katılamadım," diyor sesinde hissedilen bir suçluluk duygusuyla. "Normalde bu tarz etkinlikleri kaçırdığımda kendimi çok kötü hissetmem, fakat bu kez korkunç hissettim çünkü bu film için elimden gelen her şeyi yaparım. Benim için çok kıymetli."

Sevilen bir romanı filme çekmek güç bir iştir, fakat Jack Kerouac'ın 1940 ve 1950'ler gençliğini anlatan Beat Kuşağı klasiği romanı normal bir kitaptan daha da meşakkatli bir iş. Yazarın gerçek hayattaki arkadaşları Allen Ginsberg ve Neal Cassady'le yaptığı yolculuğu anlatan bu efsanenin filmi sadece olayları değil zamanın ruhunu da yakalamak zorundaydı.

Stewart projeye 17 yaşındayken katıldı, ilk Alacakaranlık filminin çekimleri dahi başlamadan önce. Alacakaranlık'ın yönetmeni Catherine Hardwicke'e Bella Swan için onu öneren isim Into the Wild filmindeki yönetmeni Sean Penn'di. Yönetmen Walter Salles'e 'Yolda' için Stewart'ı öneren isim ise Penn'in 21 Gram filminin yönetmeni Alejandro González Iñárritu'ydu.

Romanı lisenin ilk yılındayken keşfeden Stewart kitap için "hayatımı değiştirdi" diyor. Stewart, havai ve çekici genç kız Marylou rolüne hazırlanırken LuAnne Henderson'ın (karakterin dayandığı kadın) kızıyla görüştü ve 2010 yazında çekimler başlamadan hemen önce iki arkadaşıyla birlikte Los Angeles'tan Ohio'ya kadar süren bir araba yolculuğu gerçekleştirdi.

"Mola verdiğimiz yerlerde bir sürü küçük kız oluyordu. Mesela bir voleybol takımı falan mola yerinde duruyordu ve ben hemen bir çalının arkasına saklanıyordum," diyor gülerek. "Fakat Teksas, Amarillo'daki Hooters'ta* mola vermiştik çünkü önündeki büyük at heykeli dikkatimizi çekmişti. Oradan bir sürü kurutulmuş et satın aldık. Manzaranın Los Angeles'tan uzaklaştıkça turuncudan yeşile dönmesine şahit olmak çok güzeldi."

Eyaletler arası yolculuk dışında bu rol Stewart'ın önceki filmlerine oranla duygusal açıdan daha derinlere inmesini de gerektirdi. Sonuç; filmde şimdiye kadarki en cesur performansını sergiliyor.

Stewart, Hollywood'a yabancı biri değil. Annesi Jules Mann-Stewart köklü bir senaryo süpervizörü ve babası bir set amiri, yani film setlerinde büyümüş sayılır. "Little Giants setinde takıldığımı ve o zamanlar bunun dünyadaki en harika şey olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum," diyor. "Devon Sawa'ya** deli gibi aşıktım."

Oyunculuk yapmak gibi bir arzusu olmasa da Stewart 8 yaşındayken bir okul piyesinde söylediği 'Dreidel'*** şarkısı sayesinde keşfedildi. Seyirciler arasındaki bir ajans sahibi oyundan sonra kendisiyle görüştü ve oyunculuk yapmak ister misin diye sordu. O da evet dedi. Bir yıl boyunca katıldığı deneme çekimlerinden sonra tecrübesiz aktrisin rol alabildiği tek şey bir Porsche reklamı oldu.

"Bir yıl boyunca hiçbir reklam filmine seçilemedikten sonra ' Siktir et. Annemi beni Los Angeles'ta oradan oraya götürmesi için yormayacağım,' dedim," diyor Stewart. "Ayrıca bütün seçmeler beni çok geriyordu. İçten içe ölüyordum. Son bir görüşmem kalmıştı ve annem bana 'Sorumlu biri ol ve son görüşmene de git,' dedi. Ve bu görüşme The Safety of Objects içindi. Eğer onu da başaramasaydım, bu işi bırakacaktım."

Sonraki yıl David Fincher'ın gerilim filmi Panik Odası'nda Jodie Foster'la birlikte rol almasıyla oyunculuk kariyerinde büyük bir kırılma yaşandı. Çekimler tam sekiz ay sürdü, yönetmen şeker komasına girdiği sahneyi o kadar çok tekrar çekti ki genç Stewart'ın gözündeki bazı kan damarları patladı. Panik Odası'nı birkaç bağımsız film izledi ve çekimlerden arta kalan zamanda aktris liseden mezun oldu. Daha sonra 2008'de Alacakaranlık fenomeni patlak verdi ve her şey değişti. Bu vampir hikayesi - toplamda 3.2 Milyar $'dan fazla kazanan beş filmlik bir seri - Stewart'ı dünya çapında bir süperstara dönüştürdü.

Fakat bu büyük şöhret beraberinde büyük bir medya ilgisi de getirdi.

Medyanın bu yakın takibi aktrisi saklanarak yaşamaya zorladı. "Böyle sürekli bir yerlerde gizlenerek yaşamak biraz can sıkıcı," diyor. "Sanki sürekli bir kutudan diğerine giriyormuşum gibi. Şu anda mesela bir restoranda olmamız çok çılgınca." Duraksıyor. "Fakat artık daha çok dışarı çıkıyorum. Kendimi izole etmeye ve daha çok içime kapanık bir hale gelmeye başlamıştım, ufak adımlarla da olsa dış dünyaya açılmaya başladım artık."

Nihayet Alacakaranlık Serisi sona ermişken Stewart da dikkatini gelecek projelerine vermeye oldukça hevesli görünüyor. Bu filmlerden biri de gelecek Nisan ayında çekimleri başlayacak olan 'Focus'. Crazy, Stupid, Love filminin arkasındaki ekibin yöneteceği komedi filmi iki dolandırıcının Stewart'ın deyimiyle "hem iş hem de aşk hayatlarında birbirini mahvetmelerini" anlatıyor. Bir aktris olarak Bella rolü yüzünden bir şekilde sınıflandırıldığını hissediyor mu diye sorduğumda uzunca bir süre düşünüyor.

Gayet sakin bir şekilde, "Sadece Alacakaranlık hikayesini tamamıyla anlattığımız için çok rahatladım," diyor. "Her projeye bitirmek için başlıyorum fakat dört kitabın tüm kıymetli anlarının hakkını vererek çekmeye çalışmak ve bu kafa yapısını tam beş yıl boyunca aynı tutabilmek sürekli endişeli bir hayat sürmenize neden oluyor." Duraksıyor. "Fakat beni yapmak istediğim şeyden alıkoymadığı sürece insanların görüşleri umrumda değil."

Bu kulağa çok Kerouac vari geliyor. Ne de olsa "Harika işler trendlere, modaya ve popüler yorumlara boyun eğenler tarafından yaratılamaz.'' demiş yazar.

Marlow Stern

*Hooters: Amerika kaynaklı bir restoran zinciri. Hosteslerini genellikle güzel ve genç kızlardan seçen tuhaf bir işletme.
**Dewon Sawa bahsi geçen Little Giants filminde rol alıyor.
***Dreidel: Yahudilerin Kasım ayının sonunda başlayıp Aralık ayının sonuna kadar devam eden dini bayramları Hanukkah döneminde söylenen bir ilahi.

Derginin taramaları
imagebam.com imagebam.com

TheDailyBeast | @KstewAngel | Pdf | KstewartFans | RobstenDreams
Çeviri: cenup

3 yorum:

  1. Bu röportajda Kris'in hayata bakış açısını daha iyi görebiliyoruz."Nefret edilmek ya da sevilmek, bunlar korkunç şeyler değil," yorumu ve oyunculuğa tutkusu ve her ne olursa olsun insanları üzdüysem diye özür dilemesi benim bir kez daha kendisine hayran olmamı sağladı.Umarım hep böyle kendinden emin,azimli ve içten bir şekilde hayatına devam eder...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen... Tum soylediklerine katiliyorum.

      Sil
  2. Alacakaranlık serisi güzel bir seri olsa da kristen ın diğer bağımsız filmleriyle tanınması daha iyi olurdu.the cake eaters welcome to the riley gibi...

    YanıtlaSil