26 Aralık 2012 Çarşamba

Salon.com Röportajı (Aralık 2012)

Bu filme karşı inanılmaz bir vefa örneği gösteriyorsun, özellikle de saçma salak nedenlerle medyanın sana yoğunlaştığı dönemlerde dahi bu bağlılığından bir şey kaybetmedin.

Zor bir süreç çünkü Cannes'dan bu yana filmi tanıtmaya çalışıyoruz. Bu tarz bir şeyi, yani çok inandığınız bir şeyi tanıttığınız zaman dürüst ve açık fikirli olmak istiyorsunuz. Fakat aynı soruyu...

Neredeyse 35 defa duyduğunuzda.

Aynen öyle. Ve aynı soruya dolayısıyla sürekli aynı cevabı vermek zorunda kalıyorsunuz, bunun sahte olmakla veya ezberden konuşmakla alakası yok. Bu söyleyeceğiniz şey üzerine cidden düşündüğünüz ve verdiğiniz cevaba inandığınız anlamına gelir.

Bir şey diyeyim mi ben de bu tarz durumlarla karşılaşıyorum. Biriyle röportaj yaptım ve daha sonra farklı bir röportajda bana söylediği şeylerin aynısını söylediğini okudum, hem de kelime kelimesine aynı. Ama yine de yaptığımız sohbetin cidden içten olduğuna inanmaya devam ettim. Belki de öyleydi!

Büyük olasılıkla öyledir. Aynı şeyi şimdi ben de yapacağım çünkü! [Gülüyor] Ama bu özellikle yaptığım bir şey değil. Yani oturup da şu röportajda bunu demiştim, şimdi bunu söylemeyeyim falan diye hepsini aklımda tutacak değilim. Eğer birine sürekli ama sürekli aynı soruyu sorarsanız cevap da büyük ihtimalle hep aynı olur.

Ayrıca sen bir oyuncusun. Aynı şeyi defalarca ama defalarca ortaya koyabilir ve buna inanabilirsin. Bu sizin yeteneklerinizden biri.

Evet! Evet, bence bu çok doğru.

Biliyor musun, ben ve birkaç filmsever arkadaşım - bu aramızda gelenek gibi bir şey oldu - sana hep "Adventureland'deki kız" diyoruz.

Ayyy! Çok komik. Hem de çok cool! Sevdim bunu.

Ve bu bir şaka değil. Çünkü seni o filmde çok seven ve diğer popüler filmlerini hiç izlememiş birkaç kişi tanıyorum. [Gülüyor]

Evet, anlıyorum.

Ben aslında senin kariyerini kuantum fiziğine benzetiyorum biraz, hani bir molekül için kesin bir yörünge belirleyemezler sadece tahmin yapabilirler ya öyle. Senin için tüm bu başına gelenlere oranla daha mantıklı, makul bir yol gözüküyordu. 'Adventureland', 'Yolda', 'Welcome to the Rileys', 'The Runaways' ve aralarda daha pek çok gerçekleşemeyen bağımsız film projelerin vardı. O makul yolda ergen kızlara hitap eden tuhaf, küçük bir vampir filmi yapmak ve evrenin en büyük film yıldızı olmak gibi şeyler yoktu. Hiç olaya bu açıdan bakmış mıydın?

Evet. Tuhaf bir durum. Sanırım sadece sana sürekli aynı tarz rollerin teklif edildiğini düşünüyor musun veya insanlar seninle ilgili sadece tek bir fikre sahip oldukları için kızgın mısın diye sorduklarında bu aklıma geliyor. Eğer yapmak istediğim şeylerden beni alıkoysaydı başıma gelenlerle ilgili büyük bir problemim olabilirdi. Ama her zaman beni kamçılayan işler yapma şansım oldu. Bunlardan biri de 'Alacakaranlık' bu arada.

Hiçbir zaman hayatımla ilgili planlar yapan biri olmadım, yani insanlar bana gelip de "Kendini şu kadar zaman içerisinde nerede görüyorsun? Nasıl bir oyuncu olmak istiyorsun? Ne tarz filmler yapmak istiyorsun?" tarzında şeyler soruyorlar. Ben bunlara cevap veremem. Hayatıma, kariyerime şöyle bir uzaktan bakıp da böyle olmalı, şöyle olmalı diye düşünmedim hiç.

Alacakaranlık Efsanesi, Catherine Hardwicke'in yönettiği filme Rob ve diğer oyuncularla birlikte imza atmanla başladı. O zamanlar nasıl bir şeyin içine girdiğinize veya serinin ne kadar büyük bir şey olduğuna dair hiçbir fikriniz yoktu. Haklı mıyım?

Evet. Projenin içindeyken, seri devam ederken bile bu ilginin devam edeceğini beklemek çılgınca olurdu. Hiçbir fikrimiz yoktu yani. Sadece bir film çekeceğimizi biliyorduk. Catherine Hardwicke daha önce hep küçük filmler yapmıştı. Filmin böyle bir etki yaratacağını bırak devam filminin çekileceğini dahi bilmiyorduk.

'Adventureland' mevzusundan uzaklaşmadan önce - ki bana kalsa şu 15 dakikamızı sadece bu filmden bahsederek bile geçirebilirim - film çok büyük bir etki yaratamasa ve iyi bir şekilde tanıtımı yapılamasa da [senarist ve yönetmen] Greg Mottola yetenek avcısı ünvanını hak ediyor. Filmde sen vardın, Jesse Eisenberg ve Ryan Reynolds vardı ama hiç biriniz o zamanlar çok tanınmıyordunuz.

Çok doğru bir tespit. 'Superbad'e bakın mesela. Filmde Michael Cera vardı, ilk kez bu sayede adından söz ettirdi diyebiliriz. 'Arrested Development' ve başka projelerde de yer aldığını biliyorum tabii ama onu filmde görenler ilk defa dönüp 'Ah şuna da bak! Bu oğlana dikkat et!' dedi. Ayrıca filmde Jonah Hill ve Emma Stone da vardı. Çılgınca bir şey bu, kesinlikle çok haklısın.

'Adventureland'in dört yıla yakın bir zaman önce vizyona girdiğini fark ettiğimde çok şaşırdım. O zamandan bu zamana çok şey yaşadın! Sana da çok uzun bir zaman geçmiş gibi geliyor mu?

Açıkçası evet. 'Adevantureland'i 'Alacakaranlık'tan hemen önce yapmıştım, 17 yaşındaydım yani. Ayrıca Walter Salles'le tanıştığım zaman da o döneme denk geldi, 'Yolda'yla uğraşmaya daha o zamanlar başlamıştı.

Catherine Hardwicke'in teklifini kabul ettikten sonra başına gelenleri artık bildiğine göre...

Hı-hı.

Yani cidden ben bu durumu hayal dahi edemiyorum; 22 yaşında olup da özel hayatının ve gizliliğinin neredeyse %99.9'unun senin kontrolünde olmaması...

Ah dostum, hem de nasıl!

Peki tüm bunları o zamanlar bilseydin yine de filmde rol alır mıydın?

Tabii ki. Kesinlikle. Yani pek çok açıdan evet. Yapım aşamalarını hiçbir şeye değişmem. Bir karakterin üzerinde çalışmak ve onun beni meşgul etmesi, aklıma takılıp kalması için normalde beş hafta, çok çok beş aylık bir sürem olur. Bir filmi bitirdiklerinde pek çok aktör eve gider ve hasta olur; büyük bir iyileşme dönemi geçirmek zorunda kalırlar genelde. Sahip olduğunuz tüm enerjiyi tüketmiş gibi hissedersiniz. Fakat o müthiş enerjiyi tam beş yıl boyunca bana hissetme şansı sağlayan bir proje bulmak... bunu kesinlikle hiçbir şeye değişmem. Bu bana ait! Sizi siz yapan yaşadığınız deneyimlerdir ve bu da benim büyük bir parçam. Böyle bir şeye sahip olmamayı hayal dahi edemiyorum.

Ve aynı zamanda filmleri seviyorum, bu sektörde sağlam bir yere sahip olmayı seviyorum. Bu durumun bir oyuncu olarak bana sağladığı özgürlüğü göz ardı edemem, istediğim her şeyi yapıyorum. Gerçekten tuhaf kabul edilen veya çok güzel ve gişeye oynayan filmler arasında seçim yapabilmek... Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi? Oyuncular normalde ellerine ne geçiyorsa onu yapıyorlar ve buna mecbur kalmamak harika bir şey.

Artık 'Alacakaranlık' serisi sona erdiğine göre medyanın sana olan bu saçma boyutlara varan ilgisinin normal bir hal alacağını umuyor musun?

Evet. Aslında en saçma anlarda bile kendimi acayip normal hissediyorum. Olaya siyah-beyaz olarak baktığınızda anlaşılması zor ama bir yönden de farklı bir bakış açısına sahip olduğumu düşünüyorum. Tüm bunlar yüzünden dünyaya cidden tuhaf bir objektiften bakıyorum. Ama hiçbir şeyden mahrum kalmış değilim, anlıyor musun? Hayata böyle bir açıdan bakmanın nasıl büyüleyici bir şey olduğunu inkar etmek çok salakça olurdu.

Not defteri falan tutuyor musun? İleride bir kitap yazmayı düşünüyor musun? Bu senin paylaşım aracın mı bilemiyorum ama.

Evet yazıyorum, ama... bilemiyorum ya. Yazmayı seviyorum fakat iyi bir hikayeci miyim bilmiyorum. [Çok sessiz bir şekilde] İnsanlar fazla uçlarda yaşıyorlar.*

'The Runaways' için Sundance'te bulunduğun dönemde partilerde falan seni uzaktan birkaç kez gördüğümü hatırlıyorum ve bana gayet normal bir şekilde vakit geçiyormuş gibi görünmüştün. Dışarıda seni bekleyen 80 tane fotoğrafçıya rağmen...

Evet biliyorum. Ve özellikle Sundance'de bu durum canımı çok sıkıyor. "Hadi ama! Bırakın da bu deneyimi yaşayayım!" demek istiyor insan. Bu tarz şeylerin yakışıksız karşılandığı yerlerde yapılması... işte bu beni rahatsız ediyor. Çok sinirleniyorum.

Şey sen o yıl festivale star gücü getiren isimdin. Çünkü Sundance'de çok alakasız anlarda sokakta birileriyle karşılaşabiliyorsun. Bir keresinde David Bowie'yla karşılaşmıştım ve hiç kimsenin dikkatini çekmemişti mesela.

Doğrudur. Benim için Sundance'deki problem, o dönemde bir yere gittiğimde, insanların beni gördüklerinde bıkkınlıkla [sinirli bir şekilde nefes alıp veriyormuş gibi yapıyor] "Ah Tanrım. Harika!" demeleriydi. Bir sürü insan vardı ve bu çok çılgıncaydı. Sanki kötü bir yağmur bulutuymuşsunuz gibi davranıyorlardı, sanki Sundance'e gelmiş de kötü kokan biriymişsiniz gibi. Artık bağımsız bir oyuncu değilmişsiniz gibi yani anlatabiliyor muyum? Nereye gidersen git paparazzileri de beraberinde getiriyorsun. "Ben bu siktiğimin yerde büyüdüm! Bu da ne demek oluyor lan!" demek istemiştim. [Gülüyor]

Alacakaranlık Serisi sayesinde kazandığın o kadar paraya ve aldığın aşırı övgüye karşın belki böyle bir şey söylemem tuhaf gelebilir ama gösterdiğin zorlu oyunculuk performansının eleştirmenler ve serinin fanı olmayan insanlar tarafından görmezden gelindiğini düşünüyor musun diye merak ediyorum. Yani elbette favori filmim falan değil hiçbiri fakat kitaplardan çok daha iyiler! Oyuncu ekibi genel olarak iyi bir iş çıkartıyor ve karakterin çok iyi, doğru bir şekilde yaratılmış gibi geliyor bana. İnsanların tüm bunları göz ardı ettiğini düşünüyor musun?

Bilemiyorum. İnsanlar onu karakter olarak değil "ben" olarak görüyor gibime geliyor. [Gülüyor] Bu çok komik bir durum. Kendimi yalanlamış gibi olmak istemem ama ben bunu her zaman söylüyorum; canlandırdığım tüm karakterleri kendime yakın hissediyorum. Ben karakterinin arkasına saklanan bir oyuncu değilim. Ben bir karakter oyuncusu değilim. Bu işi yapmamın sebebi, okuduğum herhangi bir şeyin bende bir aydınlanmaya sebep olması. Bu sizi hazırlıksız yakalayan ve şaşırtan bir şey olabilir. Hepimizin içinde daha önce fark etmediğimiz, derinlerde gömülü bir şeyler var ve bunları ortaya çıkaran olaylar yaşıyoruz. Fakat yine de insanların bu deneyimi dolaylı yoldan da olsa yaşadığımı düşünmeleri çok çılgınca, cidden 'Alacakaranlık' diyarında gezinmek falan.

Fakat pek çok hayranın da öyle düşünüyor, yanılıyor muyum?

Ah, tabii ki doğru! İnsanlar onun karakter değil ben olduğumu, benim kişiliğimin bu olduğunu, Bella olduğumu düşünüyorlar. Çılgınca bir şey bu. Çünkü ben pek çok açıdan Bella'dan çok farklı biriyim. Mesela önceki gün röportaj yaparken biri bana şöyle bir şey sordu; "Film eleştirmenlerinin gözdesi olmamak seni rahatsız ediyor mu? Birileri tarafından onaylanmak veya takdir edilmek, tebrik edilmek istemez misin?" Yani ne diyebilirim ki, Tanrım! Benim derdim hiçbir zaman bu olmadı. Sürekli aynı rollerin teklif edilmesinden rahatsız mısın sorusuna verdiğim cevabın bir nevi aynısı. Eğer aniden duvarlara toslamaya başlarsam, kendime meydan okuma şansımı kaybettiğimi ya da sürekli yerimde saydığımı hissedersem o başka.

Fakat işimi yapmaya, ilerlemeye devam edebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Eleştirmenler tarafından takdir edilmek bu işi yapmaya başladığınız anda... bu çok saçma. Ayrıca olduğu gibi işinizi yapmaya devam ettiğiniz sürece filmlerinizle gerçekten ilgilenen ve onlar hakkında konuşmak isteyen insanlarla iletişim içinde olabiliyorsunuz. Yani insanların benimle ilgili genel algısıyla ilgilenmiyorum, herkesin bok attığı 'Alacakaranlık'taki kız olmak falan.

'Yolda'yı rolü almadan önce okumuştun öyle mi? [Evet anlamında kafasını sallıyor.] Çünkü bu daha çok bir erkek hikayesi.

Bu bir erkek kitabı.

Yani demek istediğim kadınlar oradalar ama sadece seks için, bu çok belli. Kerouac onların şahsiyetleri, içsel düşünceleri veya kendilerine ait hayat serüvenleriyle pek de ilgilenmiyor. Fakat bir şekilde sen ortaya gerçek bir kişilik çıkardın, evet fizikselliği çok ön planda ama bu kişi aynı zamanda hayat dolu, kendini ortaya koyan ve hayatının iplerini elinde tutan biri.

Kitap kadınların hikayesini anlatmıyor, dolayısıyla onu bir karikatür gibi sadece o ortamın bir parçası olan, dans ve çılgınca sahnelerin tonunu belirleyen kişi olarak canlandırmaktan çok korkuyordum. Kitabı okurken aralarda öyle ufak detaylar var ki Marylou sizin merakınızı celp ediyor. Onu çok merak ediyorsunuz bu kesin ama kişiliği ve duyguları hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Fakat filmle birlikte karakterlerin esinlenildiği gerçek kişilikleri tanıma şansı yakaladığımız için durum bambaşka bir boyuta ulaştı.

Yani kitapta adı Marylou olan LuAnne Henderson'dan bahsediyorsun.

Evet. Olayın tüm gerçekliği filmde de yok fakat kitaptan daha fazlasını anlattığımızı düşünüyorum. Bilemiyorum, kitabı okuduktan sonra kadınların kullanıldığını, suistimal edildiğini ve geride hiçbir şey kalmayana kadar sömürüldüklerini düşünenlere söylüyorum - böyle bir şeyi bu kıza yapamazsınız. Bu imkansız gibi bir şey. O Neal'in en zorlu eşitiydi, ilişkileri sürekli gelgitlerden oluşuyordu. Hayatının sonuna kadar Neal onunla görüştü ve bir türlü peşini bırakamadı.

Yaşadıklarını öğrenmek ve hayatının hikayesini ondan dinlemek... bu macera onun için çok kişisel bir deneyimdi. İçinde bulunduğu hareketin farkında bile değildi. Böylesine genç bir karakter, - zaten ortada olan bir şeyi söyleyeceğim ama - o dönemde hayatını kendince, vurdumduymaz bir şekilde yaşayan bir kadın karakter sıkça karşılaştığımız bir şey değil. Bir ergen olmakla, nereye gittiğini tam olarak bilememekle veya kim olduğunu henüz çözememekle birlikte gelen korku onu engellemiyor. Kendine inanıyordu, çok aklı başında ve dışa dönük biriydi. Kibir denen şeyden haberi bile yoktu, özellikle de onun ne kadar güzel bir kız olduğunu gördüğünüzde... bu tarz şeyler onu ilgilendirmiyordu. Abartısız bir şekilde o inanılmaz derecede halden anlayan ve yüce gönüllü biriydi. Harika bir insandı.

Biliyorsun kitabı okurken Kerouac'ın tanıştığı tüm o insanların etrafındayken hissettiği duyguları sen de hissediyorsun. Onları ne kadar çok sevdiğini ve ne kadar harikulade insanlar olduklarını anlayabiliyorsun. Bu harika bir duygu. Fakat ses kayıtlarını dinlediğimizde olağanüstü anlar yaşadık. LuAnne'i dinlemeye başlayalı daha beş dakika olmamıştı ki birden bire hepimiz gülmeye başladık, serseme dönmüştük. LuAnne inanılmazdı! Hepimiz bir anda ona vurulduk, daha sadece birkaç cümle söylemişti. Kerouac'ın da bahsettiği buydu, bizi kandırmıyordu. Söylediği her şeyde haklıydı! Tüm bu deneyimi bu kadar eğlenceli kılan da buydu zaten.

*Kristen sanırım bu sözü röportajı yapan muhabirin direk bir şeyler yazıyorsan kitap da çıkarırsın o zaman bakış açısına ithafen söylüyor diye düşünüyorum.

Andrew O'Hehir | Salon.com
Çeviri: cenup

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder