16 Kasım 2012 Cuma

"Backstage" Röportajı (Kasım 2012)

2008’de vizyona giren Alacakaranlık filmiyle birlikte kariyeri stratosfere kadar roketlenen Kristen, medyada sürekli olarak ağırbaşlı ya da aşırı ciddi, son derece kapalı ve röportaj vermekten hoşlanmayan biri olarak lanse edildi. Ama 22 yaşındaki bu genç oyuncuyla birkaç dakika geçirin ve bu söylenenlerin gerçekle uzaktan yakından alakası olmadığını göreceksiniz. 'Şafak Vakti Bölüm 2’nin vizyona girmesine günler kala Beverly Hills Oteli'nde otururken Kristen oldukça rahat gözüküyor. Düşünceli ve sıcak biri; onunla röportaj yapacak olan gazeteciyi haftalar önce bir kez görmesine rağmen hemen tanıyor ve onu arkadaşça bir sarılmayla karşılıyor. Kristen’ın keskin bir espri anlayışı var. Ve aklınızda bulunsun “Aslında röportaj vermeyi seviyorum,” diyor ve devam ediyor, “Bir basın toplantısında yüzlerce belki daha da fazla kişiyle konuşabildiğim için bir an geliyor ve benim daha önce düşünemediğim bir şey çıkabiliyor. Hayatınızdaki en önemli şeylerden biri hakkında bu kadar çok kişiyle konuşabilmek nefes kesici.”

Kristen bir aktris hem de iyi olanlarından ama bu gerçek, medyanın onun özel hayatına kendilerini adaması sebebiyle gözlerden kaçıyor. Fakat bu yetenek "Twilight" filmlerinden önce de, 10 yaşında Jodie Foster’la birlikte David Fincher’ın “Panik Odası” filminde oynaması ve Sean Penn’in “Into the Wild” için Kristen’ı özene bezene seçmesiyle de anlaşılıyordu. Aynı zamanda "Speak" ve nörolojik hastalığı olan bir genç kızı canladırdığı “The Cake Eaters” gibi bağımsız filmlerle de alkışları topladı. Kristen’ın “The Cake Eaters” filmindeki performansı o kadar başarılıydı ki insanlar filmin yönetmeni Mary Stuart Masterson’a “Gerçekten bu hastalığa sahip birini nasıl filminde oynattın?” gibi sorular soruyordu.

Önümüzdeki ay Kristen’ı onu şimdiye kadar en çok zorlayan Marylou karakteri ile Jack Kerouac’ın aynı isimli romanından uyarlanan ve Walter Salles’in yönetmenliğini üstlendiği “Yolda” filmi ile izleyeceğiz. Kristen, Walter Salles’in onu “Into the Wild” filminde görüp dikkatini çekmesinin ardından 2007 yılında tanışmıştı. Ama filmi çekmek birkaç yıllarını aldı. Şimdi Kristen için şükretme zamanı. “Bu rol o zamanlar beni çok aşıyordu. Karakteri çok seviyordum ve sette herhangi bir görevde bile olsa bu filme dahil olmak istiyordum. Ama arabamı kullanırken titremeye ve ‘Aman Tanrım! Sanırım bu rol benim oldu ve yapabilecek miyim bilmiyorum.’ diye düşündüm.”

Hem erkek arkadaşı Dean’i, hem de kitabın başkahramanı Sal Paradise’ı elinde tutan Marylou gibi serbest davranışlı birini oynaması için Kristen’ın hem mecaz anlamda hem de gerçek anlamda kendini açması gerekiyordu. 2010 yılında “Welcome to the Rileys” filminde striptizci bir kızı oynayan Kristen için bu filmdeki çıplaklık o kadar da önemli değildi. O yine de tüm medyanın bu filmi “Twilight Yıldızı Soyundu” gibi başlıklarla algılayacağını biliyordu. “Söylemesi gerçekten tuhaf ama bu (filmdeki çıplaklık) beni gerçekten endişelendirmedi. Duvarları yıkmayı seviyorum. Saklanmak istemedim, özellikle Marylou gibi bir karakter için saklanmak yapılacak en son şey olurdu.” Meğer Kristen’ı en çok telaşa düşüren sahne basit bir dans sahnesiymiş. “Ne zaman aklıma bir şey takılsa, Walter ile konuşabiliyordum ve kuruntularım anında yok oluyordu.” Yönetmenini uzun uzadıya övmeye başlamadan kendini durduruyor ve “Ne diyebilirim ki. O harika biri.” diyor. Walter Salles’in de Kristen için övgüden başka diyebilecek bir sözü yok. Brezilya’dan yaptığı arama ile şunları söylüyor: “Kristen; bizi gelecekte birçok kez şaşırtacak, ciddi anlamdan yetenekli bir aktrist. İstediği her şeyi yapabilecek potansiyele sahip. Rol seçerken cesur olanları –onun oynayacağına ihtimal vermediğiniz karakterleri tercih ediyor.”

“On the Road” Kristen’ı Twilight görüntüsünden ayıracak bir adım olarak gözükse de, birçok aktörün aksine Kristen Bella’yı arkasında bırakmak istemiyor. Bu onun hakkında yanlış anlaşılan durumlardan biri. “Benim dışımda herkes onu benden ayırmak istiyor. Yüz kere söyledim: Bella’yı seviyorum.” Sonlara doğru Bella’nın pasif ve zayıf bir karakter olarak lanse edilmesinden rahatsız olmaya başlamış. Bella’nın sevdiği şeyler uğruna her seferinde kendi hayatını tehlikeye attığı düşünülürse bu teori çürütülebilir gözüküyor. “Eğer Edward ve Bella’nın yerlerini değiştirseydik; Edward, herkes tarafından hayran olunan ve tüm tehlikeleri göze alan biri olarak görülebilirdi. Kendini bir şeye feda etmek, bir şeye kendini tamamen verebilmek güçlü bir karaktere sahip olmayı gerektirir. Bu ilişki dengeli; ikisi de eşit derece fedakarlık yapıyorlar. O zaman neden hep Bella ayıplanıyor anlamıyorum.”

Bu yılın gişe filmi “Snow White and the Hunstman” dışında Kristen, iki Twilight filmi arasındayken tercihini daha çok bağımsız filmlerden yana kullanıyor. “The Runaways” filminde Joan Jett’i canlandırırken, “Welcome to the Rileys” filminde Melissa Leo ve James Gandolfini karşında tek başına duruyor. İnsanların düşündüklerinin aksine “Twilight” filminin bu bağımsız filmlerle çok ortak noktaları var. Kristen bu projeye imza attığında film sadece tanınmamış oyuncu ve yapım şirketiyle düşük bütçeli bir filmdi, filmin patlayacağı henüz bilinmiyordu. “İnsanların bunu unutması çok komik. Eğer paparazzi fotoğraflarında mutlu görünmüyorsam insanlar ‘Sen buna imza attın ama,’ diyorlar. Hayır öyle bir şey yapmadım, tamam mı?” Kristen bu filmlerin ne olacağına karar verdiği anı şöyle anlatıyor: “İlk Comic-Con, yaklaşık 6000 kişinin enerjisinin yüzünüze tokat gibi geldiği andı. O an kendi kendime sordum, “Tam olarak neyin içine giriyoruz?’”

Tüm bu ince eleyip sık dokumaları ve dikkatleri normal karşılamaya çalışan Kristen dahil hiç kimse bu fenomenin nereye varacağını tahmin edemedi. Ki bu konu bizi erotik yazım fenomeni olarak bilinen “Twilight” fanfiction’ı “Fifty Shades of Grey” kitabına getiriyor. Kristen bu kitabı okudu mu? “Pek sayılmaz. Bazı yerleri atladım. İlk sayfaları okuyordum, Bella’nın dağınık saçları tarif ediliyordu ve bir an bu gerçekten tuhaf diye düşündüm.” Kristen kahkasını tutamıyor ve ekliyor, “Ama bu çok müstehcen! Yani herkes bunu büyük olasılıkla biliyor ama insanların bunu uçaklarda vb. yerlerde okuduklarını gördüğümde tuhaf oluyorum. Şu an resmen porno okuyorsun. Üstündeki örtüyü kaldır!”

Kaynak
Çeviri: zerone

1 yorum:

  1. Gerçekten bu röportaj çok güzel olmuş.Kristen birçok eleştiye açıklık getirmiş ve oyunculuğa vediği önemi ve yönetmelerin onun yeteneğine olan hayranlığını görebiliyoruz...Kristen’ın “The Cake Eaters” filmindeki performansı o kadar başarılıydı ki insanlar filmin yönetmeni Mary Stuart Masterson’a “Gerçekten bu hastalığa sahip birini nasıl filminde oynattın?” gibi sorular soruyordu.Denecek başka bi söz yok bu herşeyi açıklıyor zaten


    YanıtlaSil