1 Haziran 2012 Cuma

'Pamuk Prenses ve Avcı' Eleştiri Yazıları

Mehmet Açar'ın Eleştirisi - Savaşçı ve lider Pamuk Prenses

“Pamuk Prenses ve Avcı” (Snow White and the Huntsman), klasik masalı çağdaş fantazi ve aksiyon sinemasının görsel vizyonuyla yeniden ele alıyor. Kristen Stewart'ın gözükara, cesur bir Pamuk Prenses'i canlandırdığı filmde Charlize Theron da cadı kraliçeye hayat veriyor.

MASALLAR orasını burasını kurcalamaya uygun öyküler sunar. Önemli olan, yarattığınız farklılıklar ve getirdiğiniz yorumdur. “Pamuk Prenses ve Avcı”nın farkı, bakire prenses ile cadı üvey annesi arasındaki iktidar mücadelesini öne çıkarması. Masalda kraliçenin güzellik ve gençlik kompleksini kullanan “dürüst” Ayna, neredeyse bütün kötülüklerin anasıdır. Filmde ise kraliçenin (Charlize Theron) anneden gelen ve çocukluktan bu yana beslenen kötücül ruhu Ayna'yı önemsizleştiriyor. Ayrıca kraliçe, Pamuk Prenses'i kıskandığı için değil, muhtaç olduğu için ele geçirmek istiyor.

Bu açıdan, kardeşiyle (Sam Spruell) birlikte taze kana ihtiyaç duyan vampirleri hatırlatıyor. Metal parçalarından yarattığı askerlerle de “Yüzüklerin Efendisi”ndeki Sauron'a benziyor... Masalda Avcı'nın merhametiyle canını kurtarıp cücelere sığınan Pamuk Prenses ise filmde, tahtı ele geçirmeye kararlı bir aksiyon kahramanına dönüşüyor. Karısını kaybetmiş ayyaş Avcı'yı (Chris Hemsworth), geçim sıkıntısından eşkıya olmuş sevimsiz cüceleri ve yılgın lordları da yanına çekmeyi başarıyor. Prens William (Sam Claflin) ise zaten hep onun peşinde. Fakat bana sorarsanız işin özü değişmiyor. Prenses (Kristen Stewart) savaşın lideri de olsa, yine erkeklerin korumasına ve hayat öpücüğüne muhtaç. Asıl ciddi değişiklik, masalda sınıfsal kimliği öne çıkarılmayan cadı kraliçenin filmde zulme uğramış bir orman köylüsü olması. Böylece iktidar mücadelesi Pamuk Prenses'in simgelediği “masum aristokrasi” ile alt sınıftan gelen cadı arasında geçiyor -ki bu lüzumsuz aristokrasi aşkı işin tadını kaçırıyor. Orijinal masalda masumiyet saf kötülüğü yener; bekaret kutsanır. Avcı ve cüceler, Pamuk Prenses'in masumiyetinden etkilenir. Burada ise herkes kendi menfaatinin peşinde. “Pamuk Prenses ve Avcı” sert, karanlık, kanlı bir savaş atmosferinde geçiyor ama bu, öyküye gerçeklik, inandırıcılık getirmiyor.

Senaryoda bazı hoş ayrıntılar da var. Prenses ile kraliçenin kara düşen üç damla kanla oluşan kader ortaklıkları, Beyaz At'ın Prens'ten bağımsız olarak ortaya çıkması, cadının elmasına ve hayat öpücüğüne getirilen yeni yorumlar filmi olgunlaştırıyor. Reklamcılıktan gelen yönetmen Rupert Sanders'in şirin bir çocuk masalını, “Yüzüklerin Efendisi”yle başlayan çağdaş fantezi sinemasının bir örneğine dönüştürürken ortaya koyduğu görsel vizyon da kuşkusuz takdire değer. Özellikle kara orman sahnesindeki biyo-gerilim mükemmel. Sonuç olarak, giderseniz iyi vakit geçirebilirsiniz. Usta oyuncuların yorumladığı İngiliz aksanlı, sefil ve bıçkın cüceler ise bence görmeye değer.

Mehmet Açar | HaberTürk

________________________________________________________________________________________________________

Kerem Akça'nın Eleştirisi - PAMUK PRENSES VE AVCI

Muhtemelen en serbest masal uyarlamalarından biri olarak anılabilecek “Pamuk Prenses ve Avcı”, Terry Gilliam soyundan peri masalı algısını ‘Yüzüklerin Efendisi’nin fantezi-epik düşüncesiyle gözden geçiriyor. Geleneksel iyi-kötü mücadelesini iktidar-güzellik kibiri-zenginlik sarhoşluğu üzerinden akan alt metinlere çeviren eserin buradan uzandığı çok tonlu, mitolojik ve pastiş noktalar da izleyiciye tesir ediyor. Film, görkemi ikiyle çarpıp metinsel dönüşümünün hedefini yukarılara koymuyor belki. Ancak Kristen Stewart, Chris Hemsworth ile Charlize Theron’ın tarihi karakterlere yüzde yüz uyumuyla birçok virajı hakkıyla almayı beceriyor.

Genelde beyaz perdedeki çizgi film temsilleri ile bilindiği için ‘peri masalı filmi’ formatının içinde çok anılmayan bir metin... Grimm Kardeşler’in ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ masalı, 2000’lerde artan ‘fantastik’ geleneğe bir katkı olarak bu sene ikinci uyarlamasıyla karşımızda. Rupert Sanders imzalı “Pamuk Prenses ve Avcı” (“Snow White and the Huntsman”, 2012) bu temelden bir ‘fantezi-epik’ çıkarma hedefinde.

Fantezi-epiğe masalsı bir dokunuş

Peter Jackson’ın ‘Yüzüklerin Efendisi’ (‘The Lord of the Rings’) üçlemesi ile yaptığını, tarihi-epik ile fantastiği A sınıfından ‘zamansız bir mekan’da iç içe geçirme düşüncesini burada da görebiliyoruz. Ancak temelin, “300” (2006) veya “Goemon Efsanesi” (“Goemon”, 2009) kadar uçlara gittiğini söylemek zor.  Evan Daugherty’nin fikrinden yola çıkan hikaye sanki bu formata ‘masalsı’ bir dokunuş atmak istemiş.

Daha ziyade de “Alis Harikalar Diyarında” (“Alice in Wonderland”, 2010) ve “Titanların Savaşı”nın (“Clash of the Titans”, 2010) bu yöne peri masalı filmi ve kılıç-büyü filminden (sword and sorcery film) kaymasına ayak uydurma sevdasını görebiliyoruz. Bu durum ister istemez karşımıza her karakteri farklı bir kadere sahip bir masal uyarlaması çıkarıyor. Görünümüyle “Çılgın Kardeşler” (“The Brothers Grimm”, 2005) ve “Pan’ın Labirenti”nin (“El Laberinto Del Fauno”, 2006) atmosferlerini andıran eserin bunun altını hakkıyla doldurduğunu söylemeliyiz.

Oyuncular ve macera omurgası doğru yollara sokuluyor

Bu durum da Pamuk Prenses karakterine yüzde yüz uyum sağlayan Kristen Stewart’ın kapkaranlık hali, mimikleri ve göz şekliyle üstlendiği yükü, Chris Hemsworth’ün avcı albenisi ve Charlize Theron’un cadılık-vamplık cesaretiyle harmanlıyor. Rupert Sanders’ın destansı birkaç savaş sahnesi ile yedi cücelerin ayrıksı konumundan yükselen ‘Zamane Haydutları-Baron Munchausen’in Maceraları’ arasında gidip gelen hava da bir şekilde ‘mitolojik’ metinlerle doğru bir süzgece yerleştirilmiş. Yedi cücenin Gilliamesk bir görünümle taçlandırması ustalıklı oyuncuların dönüşümüyle de taçlandırılmış.

Ortadoğu göndermesi gibi kokan ama kayıkla girilen ‘türbanlı kadınlar şehri’, troller, periler, oklar ve cadılar derken karşımızda tipik bir ‘tersine görev’ algısı buluyoruz. Kılıç-büyü filmi ile peri masalı filminden uzakta konuşlanmak isteyen ama bunu ‘kraliçenin aynasının kırık parçalarından oluşan savaşçılar-cüceler ve daha nice iyiler’ arasındaki çatışmada doruk noktasına ulaştırmayan eserin, her şeye rağmen ‘fantastik’ işlevini doldurduğu kesin.

İkiyüzlülük, varoluş yolculuğu ve zenginlik sarhoşluğu üzerine

Bu da Hades’ten William Tell göndermesine kadar uzanan ‘pastiş’ olguyu çok fazla öteye götürmemiş. Daha ziyade kaynağın korku uyarlaması “Snow White: A Tale of Terror”da (1997) olduğu gibi hikaye tabanı değiştirilmiş. Bir önbölüm misali Pamuk Prenses-Ravenna ilişkisinin doğuşu ‘açılış sekansı’nı zekice kapsarken onun devamında lanetli kasaba-orman temsili Hammer Films geleneğinden kopma bir duruş getiriyor. Zebanileri çevreye kapkaranlık bir gerçeküstücülükle yerleştiriyor.

Bunun devamında ‘cüceler’in uzun sürede diyarlarda gözükmemesi, iyi-kötü mücadelesinde evde ‘umut-huzur-masalsılık’ bulmanın ‘varoluşçu yol’a transfer edilmesi önemli. Böylece Pamuk Prenses, ona aşık olan avcı ve prens derken kötü kraliçe dışındaki karakterlerin işlevi değişiyor. Hikaye yapısının böylesi bir işe imza atması da bir şekilde karşımıza ‘altın külçe’yle ayna misali konuşan aristokrasi ve iktidar temsili kraliçeyi bu konuda bir alt metinler diyarının orta yerine yerleştiriyor. İkiyüzlülüğü ve güzellik kibirini, zenginlik sarhoşluğuna çeviren gerçek bir algı yenilemesi görebiliyoruz. Film de böylesi felsefik bir metinden hareket ediyor ve katmanlar açıyor.

FİLMİN NOTU: 6.5/10
Kerem Akça | HaberTürk
________________________________________________________________________________________________________

Sinema Kulübü Eleştirisi: Pamuk Prenses ve Avcı (2012)

Merakla beklenen son Hollywood peri masalı uyarlaması Snow White and the Huntsman… Henüz, yaklaşık iki ay önce Mirror Mirror adlı pamuk prenses uyarlamasını izlemişken bir tanesi daha geldi ve biz de hayır diyemedik. Hatta geçtiğimiz yılın Red Hiding Hood fiyaskosundan sonra ilaç gibi geldi bile diyebiliriz.

Hikayeyi hepiniz biliyorsunuz… Eşini kaybeden kral, kötü kalpli bir cadıyla evlenir ve dillere destan güzellikteki kadın kralı öldürür. Ardından kraliçe olur ve kafayı kralın kızı Pamuk Prenses’e takar. (Bence de sen onu küçükken öldürecektin!) Halk, Prensesi öldü biliyordur; halbuki kötü kalpli Ravenna tarafından zindana kapatılmıştır. Ravenna bir gün sihirli aynasından Pamuk Prenses’in kalbini alması gerektiğini öğrenir ve işte o zaman işler karışır. Kraliçenin yardakçısı ve kardeşi Finn, Pamuk’u zindandan çıkarmaya gider ve cesur kızımız bir şekilde onun elinden kurtulur. Kimsenin sağ çıkamayacağı karanlık ormanda kaybolur ve Kraliçe onu bulması için ormanı çok iyi bilen birini bulmak zorundadır. Avcı, kendine verilen vaatler üzerine işe koyulur ve Prensesi bulur.

Filmin başında şimdiki zamana Pamuk Prenses’in doğumundan ileriye doğru geliyoruz ve hikayeyi, Kraliçe tarafından Pamuk Prenses’i öldürmek üzere kiralanan Avcı’nın ağzından dinliyoruz. Ayrıca buradaki Yakışıklı Prens ve Pamuk Prenses hikayemiz biraz daha farklı. Bunu anlamak için öncelikle filmi görmeniz gerek.

Filmin yönetmeni Rupert Sanders, ilk yönetmenlik denemesine göre muhteşem bir iş çıkarmış diyebilirim. Genelinde yılın en iyisi olmasa da kesinlikle ilk sefere göre oldukça başarılı. Elindeki klasik hikayeyi mistik elementler ve farklı materyallerle harmanlayarak daha izlenebilir ve daha az çocuksu bir iş çıkarmış. Bunların dışında efektleri de hiçe saymak haksızlık olur.

Oyunculuklara gelecek olursak burada Oscarlı aktris Charlize Theron’dan Kötü Kalpli Kraliçe Show’u izliyoruz. Abartabildiğince abartmış ve yer yer de rol çalmış. Ayrıca güzelliğiyle sadece Kralı değil izleyicilerini de etkilemekte usta! Kristen Stewart’ı ise Pamuk Prenses rolünde göreceğim için çok şaşırmıştım ve hiç iyi bir performans beklemiyordum. Hatta onu hayalimde bile canlandıramıyordum. Fakat gerçekten de kendisini Twilight serisi ya da herhangi vasat bir korku filmi dışında görmek güzel oldu. Öncelikle porselen gibi beyaz teniyle role çok uygun ve bu sefer gerçekten Bella’nın o ağlamak üzere ifadesinden yer yer kendini kurtarıyor. Chris Hemsworth’un ise Thor’dan sonra kahraman rollerine gireceği belliydi. Bu filmin de en büyük kahramanı o. Onun da bu tip filmler için yaratıldığını söyleyebiliriz.

Filmin en büyük problemi ise William karakterinin en arka plana atılmış, silik karakter olmasıydı. Cüceler de aynı şekilde… Pamuk Prenses, 7 cüceleriyle var! Yakışıklı Prens William’ın geride bırakılmasının en büyük sebebi Avcı’yı öne çıkarmak olsa da yine de bu kadar silik bir karakter olmamalıydı. Tabii filmin başarısına göre bir devam filmi beklentim de var. Çünkü filmin de buna ihtiyacı var. Tabii bir de Yakışıklı Prens’i canlandıran genç oyuncu Sam Claflin‘in…

Filmin kostüm tasarımları tek kelimeyle muhteşemdi! 3 Oscarlı tasarımcı Colleen Atwood’un bu yıl bir adaylık daha görmesi olası. Bazı kumaşları bizzat İstanbul’a gelip seçtiğini de ekleyelim.

Snow White and the Huntsman’ın gişedeki başarısını şimdiden görür gibiyim. Yılın en iyilerinden biri olmasa da genel olarak iyi bir Hollywood peri masala uyarlaması. Theron’ın şovuyla, başarılı yönetmenliğiyle, kostümleriyle, müzikleriyle (Florence Welch + The Machine şarkılarıyla)… Bu tip hikayeleri filmlerde görmekten belki de gına geldi; ama emin olun bu film daha sade; ama bir o kadar da farklı bir bakış açısına sahip. Bence izlerken kesinlikle sıkılmayacaksınız.

FİLM NOTU: 3,5/5 - İyi
Zeynep Kırcalı | SinemaKulübü 

________________________________________________________________________________________________________

Beyazperde Eleştirisi

Hollywood'un en son düştüğü aşklardan biri klasik peri masallarını modifiye etmek. Geçen senenin kötülerinden Kız ve Kurt (Red Riding Hood) ve vasat Çizmeli Kedi (Puss in Boots)'dan sonra bir ay içerisinde iki tane Pamuk Prenses uyarlaması izlemek, içine düşülen aşkın en net göstergesi. Ülkemizde Mart sonunda vizyona giren, Tarsem Singh'in fazlasıyla kendine has ve hafif makara Pamuk Prenses'in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana (Mirror Mirror)'ından sonra aynı hikayenin genç yetişkinler için karanlıklaştırılmış hali Pamuk Prenses ve Avcı (Snow White and the Huntsman) da bu hafta vizyona giriyor.

Bir Pamuk Prenses uyarlaması hakkında eleştiri yazarkenki en büyük avantajlardan biri, filmin hikayesini dört kelime ile özetleme imkanınızın olması: Pamuk Prenses hikayesi işte! Bundan sonrası, filmin yaratıcılarının, öncüllerinden farklı olarak bu hikayeye neler yedirdiğinde gizli. Reklam filmleri yönetmeni Rupert Sanders da işin görsel yanına abanıp, fena halde göze batan Yüzüklerin Efendisi öykünmeleriyle küçük çapta bir epik yaratmaya çalışıyor. İyi bir epik anlatının drama, aksiyon ve mizahın başarılı bir kombinasyonu olması gerektiği su götürmez bir gerçek. Ancak Pamuk Prenses ve Avcı işin mizah tarafına hiç eğilmeyince ortaya biraz sıkıcı deneme çıkmış. Film, bir masal olduğu gerçeğini inkar edercesine, kendini fazlaca ciddiye alıyor ki bu olumsuzluk filmin sahip olduğu 'fazlaca' iyi görselliğin amacına ulaşmasınının önündeki en büyük engel.

Keskin renk paleti, başta karanlık orman olmak üzere her türlü övgüyü hakeden mekan tasarımları, kötü kraliçe Ravenna'nın kusursuz kostümleri gibi teknik konularda sınıfı geçen film, yönetmen Sanders'ın görüntülerle arasının  iyi olduğu fakat bunları bir araya getirmekte zorlandığı hikaye anlatıcılığında ise çuvallıyor. Bu masalı ilk defa duyan küçük bir çocuğun meraklı gözlerle size dönüp sorduğu 'Neden?' sorusunu biraz daha olgun bir tavırla sormak isteyeceğiniz senaryo hamleleri var filmde.

Pamuk Prenses ve Avcı'nın oyuncu performanslarına geçmeden önce oyuncu kadrosu seçiminin filmin genel halet-i ruhiyesine nasıl yansıdığına değinmekte yarar var. Bütün hikayesi Pamuk Prenses'in kraliçeden daha güzel olmasıyla şekillenen bir peri masalını peliküle aktarırken yapacağınız oyuncu seçimleri de çok önemli. Kraliçenin Charlize Theron, prensesin Kristen Stewart olduğu bir takdir hakkının doğruluğu oldukça tartışılır. Theron'un karizmasıyla da taçlanan 'daha güzel' olma hali prenses karakterinin işini fena halde zorlaştırıyor. Bu durumda iyi karakterin ayırıcı özellikleri olma konusunda elde kalan az sayıda olanaktan 'iç güzellik' ve 'mücadele ruhu' gibi kavramların içi yeterince doldurulamayınca bu kale de düşüyor.

Oldukça popüler oyunculardan oluşan kadroda Charlize Theron'un –beklendiği gibi- sazı elinde tutan taraf olduğunu söyleyebiliriz. Güzelliğe ve gençliğe takıntılı kötü kraliçe Ravenna'nın aslında oldukça trajik olan hikayesinde kimi zaman abartıya kaçan bir performans sergileyen Theron, buna rağmen filmin iyi olan her anına tesir etmiş durumda. Öyle ki giriş bölümünün iyiğininin belki de tek sebebi o. Sonraki bir saat boyunca sadece yaşadığı histeri krizleriyle perdeye gelebilen karakterinin final bölümünde yine arz-ı endam etmesi filmi büyük bir bozgundan kurtarmış. Chris Hemsworth'un da Thor'da elinde tuttuğu savaş çekici Mjöllnir'i bir kenara bırakıp basit bir baltayla hayat verdiği Avcı rolünde gerekeni yaptığını söyleyebiliriz. Tahmin edebileceğiniz gibi sorun monotonluğun tanımı Kristen Stewart'ta. Korkarım ki bu sorun büyüyerek devam edecek...

Pamuk Prenses ve Avcı, kaderi unutulmak olan yaz gişe filmlerinin iyi ve kötü yanları birbirine eşitleyen vasat örneklerinden biri. Görsel yönden sizi doyuracaktır ama masala getirdiği yenilikler konusunda aynı verimi beklemeyin...

FİLMİN NOTU: 2.5/5
Fırat Ataç | Beyazperde

________________________________________________________________________________________________________


Popüler Sinema Eleştirisi: Pamuk Prenses halk kahramanı olursa!


Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.

Elbette hikaye değişmiş, boyut değiştirmiş, biraz mizaha bulanmıştı ama yine de tam olarak Tarsem’in ellerinden çıktığına ikna edemedi beni. Hikayeyi doğru yöne çevirene kadar Tarsem’in gayet tasarruflu kullandığı mekanlar olan saray, köy ve orman üçgeninde gidip gelmiştik. O yüzden Rupert Sandes imzalı Pamuk Prenses ve Avcı’da hayran olduğum şeylerden birisi de mekanlar oldu. Filmin epik, fantastik, karanlık ve aynı zamanda masalsı bir yanı var ve her geçişte başka olaylara tanıklık ediyoruz. Açıkçası benim Pamuk Prenses hikayesinin formunun bozulmasına bir itirazım yok. Çünkü film daha çok fantastik ve epik öğleleri bir arada toplamış ve bunu klasik öyküye yedirmiş gibi duruyor.

Filmin handikaplarından birisi hepsi altın değerinde olan kahramanlarının hikayelerinin peşine düşmüyor, onları bir iki ufak açıklamayla seyircinin kucağına atıyor. Örneğin kötü kalpli ve mutsuz kraliçenin arka planında aslında feminen bir altyapıya dayanan ‘kötü çocukluk’ hikayesi var! Ama yetmiyor. Kimisi punkçu olan cüceler ise bu filmde ana hikayeye bir hayli destek konumunda ve hikayeleri biraz daha fazla tutulabilirdi! Pamuk Prensesi’in kafasını karıştıracakmış gibi ortalıkta dolanan ama aslında dolaştırmayan iki erkek de (avcı ve çocukluk arkadaşı) bu feminen bakış açısının altında ezilmiş vaziyetteler!

Mekan kullanımları bir hayli başarılı olan filmde prenses ve orman canavarının kalpleri yumuşatan bir araya gelişlerini Pan’ın Labirenti’ndeki Ofelia ve Pan’ın buluşmasına benzettim, belki de korkunç ormanın yaratığının kıvrımlarını Pan’a benzettiğim içindir!

Ben kendi adıma masalsı ve fantastik dünyaları seviyorum, o yüzden filmi konuştuğum sinema yazarı arkadaşlarımdan daha fazla sevdim. Öykünün şekillenmesinde problemler olabilir, karakterler ufak modeller teşkil edebilir öykünün içinde ama dediğim gibi Pamuk Prenses’in öyküsünün etrafında şekillenen hikaye ancak bu kadar açabilirdi kendisini…

Pamuk Prenses’i oynayan Kristen Stewart’ı açıkça itiraf edeyim Alacakaranlık’ın Bella’sı tadında izledim. Yönetmen savaşçı bir Prenses imajı yaratmaya çalışmış ama karakter baştan aşağı çok Bella’ydı. Bu kadar ünlü karakterleri benzer rollere aktarmak kesinlikle sorunlu. Stewart’tan yüreği yumuşak, naif ve aynı zamanda savaşçı (Jan Dark kıvamında) bir pamuk prenses yaratamadım. Bir genç bir yaşlı olan gözü yaşlı kraliçenin dramı da yürek burkan cinstendi. Film boyunca bir tane kötü kahkaha duymadık! Charlize Theron özellikle bağırdığı sahnelerde bir felaketti!

Karşımızda bir ilk film denemesi var, Sanders reklam kökenli bir yönetmen. Filmin bazı yerleri çok uzun, anlaşılan yönetmen ilk filminden atmaya kıyamamış! Pamuk Prenses’in herkese yayılan hikayesi, genelde tıknaz avcının merhametli kalbiyle başka akışlara kayardı ama bu kez Thor’un deli kuvveti Chris Hemsworth’un naif aşkıyla birleşiyor ama yönetmen onu da belirsiz kılmayı tercih etmiş!

Belki Pamuk Prenses, Kırmızı Başlıklı Kız versiyonları artarak devam edebilir. Grimm Kardeşler’in yazdıklarına bakınca uzun bir süre boşluk yaşayan, üretim zorluğu çeken Hollywood başta olmak üzere tüm sinema camiasına bir süre yetecek kadar malzeme var! Çevir, değiştir, dönüştür ve çek!..


FİLMİN NOTU: 5.4/10
Banu Bozdemir | PopülerSinema

__________________________________________________________________________________________________________

Sadibey Eleştirisi: Feminist Masal: Pamuk Prenses ve Avcı…

Evvel zaman içinde, sonra beyazperdede… Karlı bir kış günü yürürken Kraliçe, sarayın bahçesinde… Dokunmak ister, vakitsiz açan kırmızı güle. Gülünü seven katlanır dikenine… Dikenin akıttığı üç damla kan ilham verir temiz kalpli Kraliçe’ye. Nasıl vermesin… Gerçekçi görünüm adına, yönetmenin damarından çekilip filmde kullanılan hakiki kandır damlayan, karın üstüne! Bu hakikatin gücüyle masal masallığını yapar, Kraliçe’nin çocuğu doğar. Gerçi prenses, annesinin dileğindeki gibi siyah saçlı, beyaz tenli, al yanaklı olmayıp kumral saçlı, çilli ve soluk benizlidir ama ne gam… Snow White’ın yani bizdeki ismiyle Pamuk Prenses’in ortaya çıkmasıdır önemli olan!

Yıllar geçer, Kraliçe erkenden veda eder hayata. Şeytanın gizemli ordusu, yaslı Kral’ı çeker hayali bir savaşa. Demir yığınlarıyla savaşın normal karşılandığı ortamda, savaş ganimeti olarak bulunur kötülüğünü güzelliğiyle gizleyen Ravenna. Aşk sarhoşu olan Kral, ölüm fermanını imzaladığını bilmeden evlenir hemen onunla. Böylece bir krallık daha yenik düşer kraliçenin güzellik aldatmacasına. Masalın gelişimini sinemaya bırakıp gelelim PAMUK PRENSES VE AVCI filminin eleştiri kısmına…

Gerçeklerden bıkıp fantastik öyküler üretmeyi iş edinen sinema sektörü, ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ masalını aynı sezon içinde ikinci kez yorumladı. İlki, ‘Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana’ filmi. İkincisi de vizyondaki. Hani bizde olsa, hemen ‘çalıntı’ söylentisi çıkar ya… İşte birileri de, Pamuk Prensesi canlandıran Kristen Stewart’a sormuş. ‘Alacakaranlık Kuşağı’nın rüzgârıyla ünlenen soğuk bakışlı ve donuk ifadeli oyuncu da, iki filmin birbirine benzemediğini ve öykülerin ‘tamamen farklı’ olduğunu söylemiş. Bakıyoruz iki filme. Kıyaslıyoruz içerikleri birbiriyle. Yorum, ortam ve karakter yansımalarında farklılık olsa da biz, Kristen Stewart gibi ‘tamamen farklı’ diyemiyoruz. Amaç ve araç aynı çünkü!

Senaryosu, Melisa Wallack ve Jason Keller tarafından kaleme alınan ‘Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana’ daha yumuşak ve espriye meyilli bir yapımdı. Yönetmen Tarsem Singh, rengârenk bir tabloda, sevecen üslûpla vermişti mesajlarını. Her şeyi gerçeğe dayandırmanın kendisi için en önemli şey olduğunu vurgulayan PAMUK PRENSES VE AVCI’nın yönetmeni Rupert Senders ise daha sert çizgilerle aktarıyor masalını. Reklâmcılığın ardından ilk film denemesinde, kendini ispat isteğiyle davranan Senders, gerçekçilik uğruna kanını akıttığı gibi Pamuk Prenses’in dipleri kir dolu tırnaklarını seyircinin gözüne sokmaktan da çekinmiyor. Dolayısıyla masal, masallıktan çıkıyor. Bu doğrultuda ortaya konulan yapımın mesajları da diğer filme nazaran kötümser. Aşkın kötülüğü ve erkeklerin kadına çıkarcı adeta seyircinin gözüne sokuluyor.

Singh’in Pamuk Prenses’i muzip bakışlı, neşeli bir tip olmanın ötesinde özellik taşımayan sıradan bir karakterdi. Senders’ınki, ‘şifacı’ olma ayrıcalığına sahip, yüzünden duyguları okunmayan soğuk biri. Zaten Kristen Stewart’ın oyunculuğunda bana en itici gelen, onun hep aynı kalan ifadesi! Ölümcül devi bile iyiliğiyle utandıran Pamuk, Stewart’ın canlandırması sayesinde, sunulanın aksine negatif bir hava yayıyor. Sevgi ve sıcaklık hissettiren bir tip olamıyor. Anın büyülü atmosferini hissettirmek için devreye sokulan ses ve görsel efektler bile fayda vermiyor.

Bu işleniş farklılıklarının ötesinde, diğerindeki gibi avlarını ayaklarından ağaca asan cüceler, yine aşağılanmaktan dolayı ‘hırsız’ olmuşlar… Senders, öyküye katkıları minimum olan cücelerin arasına bir de olacakları gören, önsezileri güçlü ‘kör cüce’ katmayı tercih etmiş. Ancak Beyaz Geyik gibi onun da kare doldurmanın ve görsellik katmanın ötesinde bir anlamı yok.

Singh’in zayıf ve yetersiz karakterler olarak resmedip köpekleştirdiği erkek olgusunu, Senders ayyaş ve kavgacı şekline dönüştürerek aşağılıyor. Kendisini yola sokmak isteyen karısına layık olmadığını düşünen Avcı da bu aşağılamadan fazlasıyla nasiplenmiş. Chris Hemsworth tarafından canlandırılan Avcı’nın iki yerde katkısı var. Biri, ‘Ateş Topu’ gibi övgülerle yüceltilen Prenses’e düşmana saldırı hamlesini öğretmek. Ondan sonrası, erkeklere hükmetme konusunda tereddüde düşen Prenses’in hiçbir heyecan yaratmayan kolay zaferine kalmış. Diğerini de filme bırakalım.

Cüceleri bile kakaların içine sokarak pisliğe bulayan yapımda, masalsı güzelliğin görüldüğü sahne çok az. Boncuk gözlü perilerin diyarındaki görsellik olmasa, filmin Pamuk Prenses’i konu aldığını düşünmek imkânsız! Koyu rengi hâkim kılan yönetmenin çizdiği kötü kraliçe profili, tam bir ‘erkek düşmanı’! Boza kıvamındaki (süte benzetemedik) sıvının içinden çıkarken ‘Özgürlük Anıtı’nı hatırlatan ve güzel kadınları genç kalmak için kullanan Kraliçe Ravenna, feministin erkek öldüreni! Aslında onun bu kötülüğünün ardında acınası bir kişilik ve hüzün yatıyor. Öyküyü şekillendiren de, onun sefalet dolu geçmişi ve âşık olduğu erkek tarafından kırılan kalbindeki intikam ateşi!

‘Erkekler kadınları kullanır ve işleri bitince bir kenara atar’ diyor, Kötü Kraliçe… Bu durumda da kötülük kaynağı olarak ‘erkek’ cinsi işaret ediliyor. Berbat dünyaya hak ettiğini vermek isteyen Kraliçe’nin ağzından verilen ‘Aşk bize hep ihanet eder’ mesajı ise erkeklerin kandıran yüzüne dair sahnede buluyor yerini.

Ölümün kimseyi kayırmadığı dünyada kötülük, gücünü iyilerin zayıflığından alır… ‘Feminizm’ akımının yükselişe geçtiği sinema anlayışının ürünü olan PAMUK PRENSES VE AVCI’da gücünü, kadınları yüceltip erkeklerin küçümsemekten alır. Alacakaranlık masal kuşağında, en güzel kanla yapılan büyü, en güzel kanla bozulur. Acılarını paylaşmayan erkekler, çerçevenin kenarından filme oturtulur. Seyirciye düşen ise bu farklı Pamuk Prenses yorumundan istediği payı çıkartıp izlemek olur.

Anibal Güleroğlu | SADİBEY

__________________________________________________________________________________________________________


Radikal Gazetesinin Eleştirisi: Güzelliğin on para etmez...


Kristen Stewart ve Charlize Theron'lu 'Pamuk Prenses ve Avcı', meşhur hikâye dışında 'Yüzüklerin Efendisi', 'Robin Hood' ve 'Alice Harikalar Diyarında'ya da uğruyor


Muhtemel ki, ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ dünyanın en bilinen ve sinemaya (televizyona) uyarlanan hikâyesidir. Dolayısıyla defalarca doğrudan ele alınmış, birçok eserde göndermelere malzeme olmuş bir hikâyeyi bir kez daha ele almak için ya çok farklı bir yorumunuz ya da riske atacak çok paranız olması gerek.
Bugün gösterime giren ‘Pamuk Prenses ve Avcı/ Snow White and The Huntsman’ için hangisinin geçerli olduğunu kestirmek biraz zor. Zira aşağıda anlatacağımız üzere filmin ‘özgün’ bir fikri varmış gibi görünse de pek işlemiyor. Öte yandan reklam yönetmeni oluşu dışında hakkıda fazlaca bir fikre sahip olmadığımız Rupert Sanders gibi ‘acemi’ bir yönetmene milyon dolarlık bir bütçeyi teslim eden Universal Stüdyoları’nı cesaretinden ötürü kutlamalı mıyız, karar vermek zor.
Filmin daha önce yalnızca bir kısa film öyküsü yazan Evan Daugherty tarafından kaleme alındığı düşünüldüğünde işler biraz daha karışıyor. Belli ki stüdyo bu hikâyeyi çok beğenmiş ve John Lee Hancock (Kusursuz Dünya, The Blind Side) ile Hossein Amini (Sürücü, Güvercinin Kanatları, Jude) gibi usta kalemlerin elinde parlak bir işe dönüşebileceğine karar vermiş. Üstelik Kristen Stewart, Charlize Theron ve Chris Hemsworth gibi son yılların önemli yıldızlarını da kadroya dahil etmiş. Neyse bu onların bileceği iş. Biz önümüze gelen filme bakalım.


‘Şık’ bir fikir gibi duruyor
Film, mutlu bir krallık görüntüsüyle açılıyor. Kral ve kraliçenin güzel bir kızları oluyor. Ne yazık ki kraliçe, ‘Pamuk Prenses’ daha küçükken ölüyor. Kral ise bir savaş sırasında kurtardığı Ravenna ile evleniyor. Ancak, Ravenna sonsuza kadar güzel kalabilmek ve iktidarını sürdürebilmek için kralı öldürüp halka zulmetmeye başlıyor. Pamuk Prenses ise zindana kapatılıyor. Bir fırsatını bulup zindandan kaçan Pamuk Prenses’in yolu Avcı ile kesişince kovalamaca başlıyor.
‘Pamuk Prenses ve Avcı’ fikir olarak oldukça ‘şık’ duruyor aslında. Özellikle kadınlara güzelliğin ‘güç’ ve ‘iktidarın’ yolunu açan bir yol olduğunun ezberletildiği bugünün dünyasına dair önemli göndermelerle dolu olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda, ne kadar uğraşırsanız uğraşın güzelliğin ve vereceklerinin bir sonu olduğunun da altını çiziyor. Öte yandan yönetmen Rupert Sanders, yalnızca kötü kalpli cadı, yedi cüceler (sekiz olarak giriyorlar filme ama yedi kalıyorlar), kırmızı elma, prensesi öpen kahramandan oluşan ‘Pamuk Prenses’ evrenine sadık kalmıyor. Filmin daha açılış jeneriğinde ‘Pamuk Prenses’in ‘seçilmiş kişi’ olduğunu anlıyoruz. İlk savaştaki yaratıkları ‘Yüzüklerin Efendisi’nin ‘ork’larına benzetiyoruz, cüceler yorumunu bu filme bağlıyoruz. Yani, ‘Yüzüklerin Efendisi’nin kahramanlarının Frodo’nun etrafında birlik olup kötülere karşı mücadele etmesinin bir versiyonunu da burada görüyoruz. Üstelik yalnızca hikâye olarak değil, görsel olarak da benzerlikler içeriyor. Film bununla da kalmıyor, ‘Robin Hood’dan, ‘Alice Harikalar Diyarı’na uzanan bir yelpazede gezinmeyi sürdürüyor.


Kendince konuşamıyor
Peki bu bir sorun mu? Bence değil. Sorun olan, Rupert Sanders’ın bütün bu evrenleri ziyaret edip hatırı sayılır bir görsel dünya kurarken kendi dilini oluşturmakta yaşadığı sıkıntılar. Film bir türlü kendi evrenini kuramıyor, kendince konuşamıyor. Bu yüzden yukarıda anılan filmlerin ‘epik’ dilini bulmak zorlaşıyor. Aynı nedenle Charlize Theron , kötü kalpli Ravenna karakterinde zaman zaman karikatür kalıyor. Belki de bu nedenle Pamuk Prenses’e hayat veren Kristen Stewart (örneğin ‘Alacakaranlık’ serisindeki gibi) ışıldayamıyor. Hakkını yemeyelim ‘Thor’da elinde balyoz ile dolaşan Chris Hemsworth fena değil.
Yeri gelmişken Kristen Stewart, ‘ Alacakaranlık ’ serisinin ardından bir kez daha iki erkek arasında kalıyor. Ama asıl şunu belirtmeden geçmeyelim: Film, Ravenna ile Pamuk Prenses arasındaki ‘güzellik’ rekabetinde tercihini iyi olandan yana kullanıyor. Herkesin iyiliği kötülüğü kendine ama mesele güzellik olduğunda Stewart’ın Theron’un yanında ‘erkek çocuk’ gibi kaldığını söylememiz gerekiyor.
Peki sonuç: ‘Pamuk Prenses ve Avcı’ büyük beklentilere kapılmayan ve görsel şovlardan hoşlanan izleyicileri tatmin edecektir. Kendi adıma yönetmen Rupert Sanders bir şansı daha hak ediyor diyebilirim…


Şenay Aydemir | Radikal


__________________________________________________________________________________________________________


Star Gazetesinin Eleştirisi: Ayna ayna! Kendinden emin misin?


Kristen Stewart ve Charlize Theron’un güzellikte yarıştığı Prenses ve Avcı, seyirciye ’Ayna ayna, emin misin?’ dedirtiyor.


Hollywood, Pamuk Prenses hikayesiyle bozdu. Üç hafta önce Pamuk Prenses uyarlaması olan Mirror Mirror vizyona girmişti bu haftaysa Pamuk Prenses ve Avcı karşımıza geliyor. Rupert Sanders’in yönettiği film belki en ayrıksı uyarlama. Pamuk Prenses’in naif duygusallığı gitmiş, karanlık, sert ve gerilimli bir atmosfer filme hakim olmuş.


Öykü kötü cadı Ravenna’nın hikayesinde en büyük değişikliği yapmış. Yaşlı ve kötü bir kralın küçük bir kızken zorla ona sahip olması Ravenna’da erkeklere karşı büyük bir nefret doğurmuş. Artık hiçbir erkeğin kölesi olmayacak, genç kızların gençliğini çalarak sonsuz bir hayatın sahibi olacaktır. Birçok kral onun kötücül güzelliği karşısında her şeyini kaybeder. Kralları kandırıp ilk gece onları öldüren Ravenna kraliçe olarak hayatını sürdürür. Pamuk Prenses’in babası da aynı tuzağa düşer. Ve daha ilk gece Ravenna onu zehirler, sonra da bıçaklayarak öldürür. Siz hiç böyle bir Pamuk Prenses masalı gördünüz mü? Zehir yetmiyor,  bıçak darbeleri! Pamuk Prenses’i ise kuleye hapseder Ravenna. Bu arada büyülü aynasına da sorar “Benden güzeli var mı?” diye. Filmin patladığı yerlerden biri de burası. Charlize Theron gibi muhteşem bir güzellik aynaya soruyor. Ayna “Sizden güzeli yok” dedikçe problem yok. Ama Pamuk Prenses kadınlığa adım atınca ayna Ravenna’ya “Sizden güzeli var, Pamuk Prenses” deyince olay değişiyor.


YEDİ CÜCELER ŞAŞIRTACAK!


Pamuk Prenses’i Kristen Stewart canlandırıyor. Açıkçası Twilight ve daha önceki filmlerinden beri ben Kristen Stewart’ın hayranıyım. Ama onun fiziki güzelliğinden çok havasıyla ilgili bu hayranlık, kırılganlığı ve naifliğinden kaynaklı. Ama tutup Charlize Theron gibi bir güzellik tanrıçasıyla karşılaştırılamaz. Burası biraz komik oluyor tabii. ”Hop ayna kendinde misin” demek geliyor insanın içinden. Bu tür oturmamışlıklar dışında filmin atmosferini yaratan sanat yönetimi ve görüntü yönetimine on puan veriyoruz. Hiçbir Pamuk Prenses uyarlaması bu kadar estetik ve karanlık bir güzelliğe, etkileyiciliğe sahip olmamıştı. Bob Hoskins, Nick Frost, Ian McShane, Toby Jones özel bir kamera hilesiyle Yedi Cücelere dönüştürülmüş. Ünlü İngiliz karakter oyuncularını hiç böyle görmediğinize iddiaya girerim.


Filmin en kötü yeriyse prensi canlandıran Sam Claflin ve avcıyı  canlandıran Chris Hemsworth’un performansları. Bu kadar kötü oyunculuk olmaz. Sözün kısası, alışılmadık bir Pamuk Prenses hikayesiyle karşı karşıyayız. Zeka parıltıları olan ama yönetmenin ilk filmi olması dolayısıyla dezavantajlara sahip bir film, Pamuk Prenses ve Avcı.


Serdar Akbıyık | StarGazete

3 yorum:

  1. bugünki habertürk gazetesinde yer alıyo mu acaba bu eleştiri??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sitede 31 Mayıs yazıyor muhtemelen dünkü gazete yer almıştır.

      Sil
  2. tüh :/ neyse saol :)

    YanıtlaSil